Üzeyir Lokman ÇAYCI : HANGİ GAZETE

Üzeyir Lokman ÇAYCI : HANGİ GAZETE

-

Documents
19 pages
Lire
Le téléchargement nécessite un accès à la bibliothèque YouScribe
Tout savoir sur nos offres

Description

HANGİ GAZETE? Uzeyir Lokman ÇAYCI 09.08.1978 tarihinde Niğde’nin Bor ilçesinde tertiplerle, iftiralarla karşılaştım. Babamım ruhsatlı tabancasıyla, okul projelerime ait resimlerle, deniz yedek subay elbiselerimle, arama izni olmadan, arandığı da belirtilmeden babama ait attariye ve ruhsatlı satışı yapılan av malzemeleri dükkanından alınan malzemelerle suçlandım. Gece yarısı yapılan aramalarda evlilik yüzüğüme kadar anneme, babama ve bana ait kıymetli eşyalarımız, ve Zorki marka fotograf makinem gasbedildi. bunların sonucunda üzerinde yüzlerce isim bulunan bir liste ile tertip tutanağına imza atmam için çok feci bir şekilde 4 emniyet görevlisi tarafından gece yarısı işkenceye tabi tutuldum. Evrakları işkenceye rağmen imzalamadım. İşkence sonrası öldü diye Niğde Merkez Karakolu kömürlüğüne atıldım. Buradan baygın halde ambulansla Niğde Devlet Hastanesine kaldırılmışım. İşkenceci polisler burada da beni rahatsız etttiler. Hastanenin penceresinden atarak intihar süsü vermek için tertiplere giriştiler, bu sözlü olarak orada bulunan hastalar, hastabakıcılar ve refakatçı olan annem tarafından farkedilerek polisler oradan uzaklaştırıldı. 16 Ağustos 1978 tarihli Aksaray Hasandağı Gazetesi benimle ilgili olarak zulmü: «Hemşehrimiz Üzeyir Lokman ÇAYCI Niğde’de bir hafta işkence görerek hastahaneye kaldırıldı» başlığıyla duyurdu. Benzer bir haber 28 Eylül 1978 tarihli Hergün Gazetesi’nde yer aldı.

Sujets

Informations

Publié par
Publié le 09 août 2018
Nombre de visites sur la page 4
Langue Turkish
Signaler un problème
HANGİ GAZETE?
Uzeyir Lokman ÇAYCI
09.08.1978 tarihinde Niğde’nin Bor ilçesinde tertiplerle, iftiralarla karşılaştım.
Babamım ruhsatlı tabancasıyla, okul projelerime ait resimlerle, deniz yedek subay elbiselerimle, arama izni olmadan, arandığı da belirtilmeden babama ait attariye ve ruhsatlı satışı yapılan av malzemeleri dükkanından alınan malzemelerle suçlandım.
Gece yarısı yapılan aramalarda evlilik yüzüğüme kadar anneme, babama ve bana ait kıymetli eşyalarımız, ve Zorki marka fotograf makinem gasbedildi. bunların sonucunda üzerinde yüzlerce isim bulunan bir liste ile tertip tutanağına imza atmam için çok feci bir şekilde 4 emniyet görevlisi tarafından gece yarısı işkenceye tabi tutuldum. Evrakları işkenceye rağmen imzalamadım. İşkence sonrası öldü diye Niğde Merkez Karakolu kömürlüğüne atıldım. Buradan baygın halde ambulansla Niğde Devlet Hastanesine kaldırılmışım. İşkenceci polisler burada da beni rahatsız etttiler. Hastanenin penceresinden atarak intihar süsü vermek için tertiplere giriştiler, bu sözlü olarak orada bulunan hastalar, hastabakıcılar ve refakatçı olan annem tarafından farkedilerek polisler oradan uzaklaştırıldı. 16 Ağustos 1978 tarihli Aksaray Hasandağı Gazetesi benimle ilgili olarak zulmü: «Hemşehrimiz Üzeyir Lokman ÇAYCI Niğde’de bir hafta işkence görerek hastahaneye kaldırıldı» başlığıyla duyurdu. Benzer bir haber 28 Eylül 1978 tarihli Hergün Gazetesi’nde yer aldı. Bir başka gazetede: «Ayakları patlayıncaya kadar dövüldü: Karakola düşen işkence görmeden kurtulamıyor» şeklinde yer aldı.
33 gün Niğde Kapalı Cezaevinde kaldım. Sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım.
Hapishaneye gönderildiğim günden itibaren hapishaneye köylerimizden, kasabalarımızdan ve ilçemizden yüzlerce insan benim için selelerle, karpuz, kavun, üzüm, meyve taşıyarak, beni ziyaret etmişlerdi. Benim haksızlığa uğradığıma adeta şahitlik yapmışlardı. Din adamları, önemli kişiler oraya gelerek sahip çıktılar. ALLAH (C.C.) hepsinden razı olsun.
Ben bütün safhalarııyla yaşadıklarımı Karar isimli kitabımda anlattım. Bu kitabı yazmama da bir emniyet görevlisi sebep oldu. Adalet Bakanlığında Fethullah Gülen yanlısı hakimlerin etkili olduklarını, bu sebeple onları etkileyecek bir kaç konuya da kitapta yer vermem halinde benim dosyanın ele alınabileceğinden söz etti. Aksi halde cemaat - tarikat hukukunun zaman aşımını bile gözetmeyeceğini söyledi.
12 Eylül 1980 darbesinden çok önce İşkence sonrası bünyemde oluşan rahatsızlık sebebiyle tedavi için yurt dışına çıktım. Önce Almanya’ya, sonra Fransa’ya geçtim. Fransa’da Forbach’da bir ameliyat geçirerek sıhhate kavuştum.
Ben «Sebeplere takılanlar» başlıklı yazımda karşılaştıklarımı ayrıntılarıyla dile getirdim. Avrupa’da iken 10 yıl Türkiye’ye gidemedim. Strasbourg T.C. Başkonsolosluğu Kenan Evren’in emriyle pasaportuma el koydu ve Fransa’ya iltica etmem tavsiye edildi. Ben ise bütün sıkıntılarıma rağmen Fransa’ya iltica etmedim.
Bir hakim her görev yaptığı yerden bana bir çok mektup yazdı. Telefon açtı. Babamı ve annemi ziyaret etti. Ablamla konuştu : «Bana polisler baskı yaptı. Bunun dosyasını, Niğde Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönder dediler. Senin mutlaka cezalandırılman için ısrarcıydılar… Niğde Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polislerin bu baskı ve tehditleriyle senin dosyanı bir suçluymuşsun gibi Niğde’ye gönderdim. Sen suçsuzdun. Ben verdiğim karardan dolayı vicdan azabı duyuyorum ve uyuyamıyorum… Bazı gecelerimde seni unuttuğum halde, aklımdan çıkarttığımı düşündüğüm anlarda dahi sen masumiyetinle düşlerime girdin… Uykularım bana azap vermeye başladı…» dedi. Ceza Hakimi İsmail Bakırcı’nın bana telefon haricinde gönderdiği mektuplardan bir kaçının tarihleri 20.11.1989 (Merzifon), 22.12.1989, 14.05.1990 (Merzifon), 30.07.1990 (Merzifon) idi.
Ceza Hakimi İsmail Bakırcı’nın 20.11.1989 tarihli Merzifon’dan gönderdiği mektubunda bahsettiği bir kaç husus : «1978 – 1984 yılları arasında Bor Ceza Hâkimi olarak sizin Bor ilçenizde çalışmıştım. 1984’de Nevşehir ve 1988 Mayısında da Merzifon’a naklen geldim. Sizin olayla ilgili Niğde eski Emniyet Müdürü görevden ihraç edildi. Ayrıca işkence yapan Komisere de 1 sene hapis vermiştim. Kardeşim Üzeyir Bey, eğer Paris’teki adresinizi daha önce bilseydim. 2 ay önce gezmek için Almanya, Belçika ve Hollanda’ya izinde iken gitmiştim. Belki size de uğrayabilirdim, fakat kısmet değilmiş. Belki bu adresiniz de tam değil ve mektubum geri gelebilir kuşkusu içinde yazıyorum.» Burada mektuplarından bahsettiğim ve tehdit edilerek bana ceza verilmesi yolunu açan Ceza Hakimi İsmail Bakırcı’nın trafik kazası sonucunda öldüğünü duydum.
Ben yazımın başında uğradığım haksızlıklardan sözetmiştim. Cenab-ı ALLAH’ın (C.C.) adaleti; işlemeyen, yozlaştırılan dünyevî adaletten önce tecelli etti. Kötülük sahipleri birer birer döküldüler.
Bana kötülük ve işkence yapanların başında bulunan Zülkifli Akbaba’yı «işkence cezası da almasına rağmen» düzen emniyet müdürlüğüne kadar terfi ettirdi. Sonuçta, geçen yıllar içinde o bunalıma girdi… Eşini ve çocuklarını öldürerek intihar etti. Bu kişinin yaraladıklarından, onu cinayete ve intihara sürükleyen sebeplerden hiç kimse bahsetmedi. Geçmişine, kusurlarına ve vicdanına bakmadan onun için üzülenler, ona acıyanlar oldu.
İşkencecilerden biri felç oldu. Bir diğerinin de trafik kazasında hayatını kaybettiği bana duyuruldu. Sadece bunlar değil… Perde arkasında kalanlar da vardı. Benim kendilerinden haberimin olmadığını sananlar. Düşenler, düşüp de kalkamayanlar, her birisi aynı kara sayfaların içlerinde kaldılar.
Sebeplere takılanlar peşlerinde sürüklendikleri ihtirasların, içlerinde besledikleri kinlerin, beyinlerinde urlaşan siyasi kirlerin, bir araya gelip benim seslerimi izledikleri anların manevi resimlerini ne yazık ki göremediler.
Adalet sükut ederse?
Niğde’de Emniyet Müdürü zor durumda
Tarih : 08.05.1978… Niğde Giray Düğün Salonuna bomba atılmış, bunun müsebbibi olarak, Kemalettin Ertan isimli bir genç tutuklanıyor. O sırada Selçuk isimli bir savcımız tarafından Kemalettin Ertan bombalama sırasında Niğde Çimento Fabrikası’nda mesaide olduğu tespit edilerek serbest bırakılıyor.
Tarih : 18.07.1978... Faruk Sükan Devlet Bakanı olarak bu tarihten önce kaybolan devlet malı bir tabancayla ilgili konuyu soruşturma başlatıyor. Bu konu hemen hemen bir yıl sonra 08.10..1979 ve 09.10.1979 tarihli ve 11312 – 11313 sayılı Hürriyet Gazeteleri’nin «Bir günün hikâyesi» köşesine konu olarak kamuoyuna yansıyor : Vali Berki Koçoğlu zamanında Niğde Valiliği demirbaşına
kayıtlı 419044 numaralı bu tabancanın bir teröristin beline takılarak Adana’da eylem yaptırıldığı yankılanıyor.
Tarih : 02.08.1978... Bor Emniyet Amirliği’nde çalışan bir bekçi polisler tarafından yapılan telsiz konuşmalarını dinliyor. Bir iç çekişle, üzüntülü bir şekilde karakoldan dışarıya çıkıyor. Karşısına çıkan Cemalettin Temeltaş isimli gence : «İlçemizde bir gence tertip yapacaklar, tedbirli olun, yazık, sizlere de iftira etmesinler... Gidiş hiç de iyi değil… Durum bunu gösteriyor…» diyor.
Bu uyarıdan hemen sonra Bor PTT’sine ait araçların zinciriyle Mustafa Cumhur isimli bir genç «boğma zinciri» taşıdığı gerekçesiyle tutuklanıyor. Bu genç emniyet görevlileri tarafından Bor PTT’si önünden alınan ve suçlandırmak için bu zinciri kullandıkları anlaşılarak adı geçen genç ilgili mahkeme tarafından serbest bırakılıyor.
Tarih : 09.08.1978… 1. Şube Müdürü Zülkifli Akbaba başkanlığında Niğde’den gelen polis ekibi, anneme ve babama önceden mektupla geleceğimi bildirdiğim ve Bor’da bulunduğum o gün misafir bulunduğum babama ait evde örneği görülmeyecek bir arama yapıldı. Ellerindeki paketlerle giren polisler kendilerini temize çıkaracağına inandıkları süistimaller içerisindeydiler. Daha hiç bir şey yokken ellerimi arkadan kelepçelediler. Kimin nereyi aradığı, kimin neyi gasbettiği belirsizdi.
Tarih : 26.09.1978... Saat 16.00’da cereyan eden bir hadiseyi emniyet görevlileri yine Kemalettin Ertan’ın üzerine yıkmak istiyorlar. Ve onu takip ederken emniyete ait aracı devirdiklerini söyleyerek dava açıyorlar. Aracın devrildiği yer tamamen farklı bir yer... Diğer bir husus da olay saatinde Kemalettin Ertan’ın yine Niğde Çimento Fabrikası’nda mesaide olduğu tespit ediliyor. Bu konu vatansever Emniyet Şube Müdürü Ali Sakallı tarafından soruşturuluyor ve Polis Memuru Selahattin Çatoğlu tarafından da zabıtlaştırılıyor.
13.12.1987tarihli mektubuyla Almanya Tercüman Gazetesi’nden Serhat ILICAK09.11.1987 tarihli yardım isteğime dair mektubuma cevap verdi : «Mektubunuzda bahsettiğiniz üzücü olayları biz de hayret ve üzüntüyle karşıladık. Allah haklının yanındadır. Bu inancınızı hiçbir zaman yitirmeyin…..» şeklinde uzunca bir cevap verdi.
16 Ocak 1988’de Kemal ILICAK da gönderdiğim mektubuma cevap verdi : «Başınızın durduk yerde derde girdiği, büyük haksızlıklara uğradığınız anlaşılıyor….» şeklinde teferruatlı cevap verdi.
Bana yapılan tertiplerin hukuksuzluğunu dile getirmek için başvurmadığım yol kalmadı. O zaman darbe sonrası06.02.1988tarihli Türkiye Gazetesi’nde yer alan T.C. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Kenan Evren dahil devletin bütün kurumlarına isim isim yazarak bir duyuruyla hukuksuzluklara ismimle dikkat çektim.
Hürriyet Gazetesi köşe yazarlarındanEmin ÇÖLAŞANda kendisini Fransaya davet ederek görüşme isteğime23.02.1988tarihinde cevap verdi : «Sevgili Üzeyir Çaycı, Mektubun için teşekkürler… Gerçekten büyük bir haksızlığa uğramışsınız… Ancak bu konuda benim elimden bir şey gelmez, çünkü uzaktayım. Bu gibi işler yüz yüze konuşularak ortaya çıkarılır. Oralara gelmem de zaman açısından mümkün değil. Sanırım en iyisi, bu işi oradaki Türk gazetecileriyle konuşmak olacak. Çok selam ve sevgiler…»
Velhasıl 3217 adet mektup yazdım. Bu10.03.1988tarihli Türkiye Gazetesi’nde : «Üzeyir Lokman ÇAYCI, suçsuzluğunu ispatlamak için 3 bin 217 mektup yazdı : Rekorlar kitabına girecek Türk» başlığıyla dile getirildi.
Vatan hasreti, ana, baba, kardeş hasreti beni kavururken Ahmet Güçlü isimli Konya’lı bir vatandaşımız kamerasıyla çekerek sevdiklerimin görüntülerini bana getirdi.
Türkiye, Tercüman, Milliyet, Hürriyet gibi büyük gazetelerden olumlu bir cevap alamayınca bu kezZaman Gazetesi’nden hukuksuzlukların dile getirilmesi için yardım istedim. Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Uğur ÖZTAŞ da01.09.1988tarihli bir mektupla bana cevap verdi : Muhterem Kardeşim, Mektubunuz elimize geçti. Derdinizi ve ıstırabınızı anlıyorum. Fakat yapacağımız yayınla pek birşey elde edemeyeceğimiz gibi, ismini verdiğin kişilerin de tazminat davası açması gibi olaylarla karşı karşıya gelebiliriz. Eğer hapiste falan olsaydın yapılan haksızlıkları ortaya kor, sonuna kadar mücadele ederdik. Biz pekçok meselelerde, TRT mevzuunda bu kadar yayın yaptık hâlâ bir netice yok. Onun için, sevaba intikal etmiş işkenceli ve sıkıntılı halinizi «Yaşasın Zalimler için Cehennem» diyerek ahirete bırakıp, sizden okuyucularımıza faydalı olacak haber ve resimler bekliyoruz (....) Selam ve hürmetlerimle. Allah’a (C.C.) emanet olunuz.»
Benim, bu cevaptan sonra Zaman Gazetesi’nde 02.03.1989 tarihinden itibaren İnancımdan, ilkemden taviz vermeden şiir, makale, haber gibi yazılarım yayınlanmaya başlandı. 1995 yılına kadar bu gazetede yazılarım yer aldı.
Bu sırada gazetede çalışanlardan bir vatandaşımız bana telefon açtı : «Üzeyir Ağabey Zaman Gazetesi, eski Zaman değil, burayı şu an yabancı ajanlar yönetiyor, senin ve senin gibi ağabeylerin yazıları çekmece boşluklarına atılıyor, Zaman; okuyuculara ve cemaate farkettirilmeden geleceğe dönük olarak yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor», denildi.
O günlerde bana açılan telefon konuşmasını doğrularcasına, bugün Zaman Gazetesi’nin geçmişteki yayınlarına göre çok önemli bir değişikliğe girdiğini ibretle görüyorum. Ve çok tehlikeli bir yola koyulduğunu farkediyorum. Bunu ağız birliği