Üzeyir Lokman ÇAYCI: İSLAM’DAN UZAKLAŞANLAR

Üzeyir Lokman ÇAYCI: İSLAM’DAN UZAKLAŞANLAR

-

Documents
12 pages
Lire
Le téléchargement nécessite un accès à la bibliothèque YouScribe
Tout savoir sur nos offres

Description

İSLAM’DAN UZAKLAŞANLAR Üzeyir Lokman ÇAYCI «40 kez küpün içine giren peynir kokusuyla yaşamaya alışır!» Uzaktaki İslam, yakındaki felaketlere zemin hazırlıyor 2007 yılının Temmuz ayında yayınlanan Altınoluk Mecmuasının 47. sayfasındaki S. Zeki Meriç’e ait yazının başlığı : «Kafkas dağlarında şakıyan Kur’an bülbülleri» Bu yazıda Azerbaycan’ın ilk hafızlarından bahsediliyor. Bu yazıya ait resimde de başları sarıklı 18 kadar çocuk görülüyor. Aklımdan İslam aleminin bugünkü görünümü geçti. Kendi kendime «İslam ne zaman gösteri alanlarından çıkarılıp, yaşam alanlarına girecek ?» dedim. Uzun uzun düşünerek. Dünyanın bir çok yerinde elli felli adamlar malesef kendi konumlarından ve durumlarından haberdar değiller. Bu insanlar İslam’ı «kendilerine göre» yaşadıklarını kabullenirlerken, Kur’an’ın emrettiği İslam’dan ne kadar uzakta olduklarının da farkında değiller. Elbette bu ifadelerimin çünküleri var. Gösteriş ve propaganda alanlarına dönüştürülen camiler sizi rahatsız etmiyor mu? İslam’ın Müslüman’ı yücelteceği alanlar gösteriş alanları değil, gerçekleri tanıma, sorumlulukları hissetme, söylenilenleri ve öğretilenleri anlama ve emredildiği şekilde yaşama alanlarıdır.

Sujets

Informations

Publié par
Publié le 31 août 2017
Nombre de lectures 12
Langue Turkish
Signaler un problème

İSLAM’DAN UZAKLAŞANLAR
Üzeyir Lokman ÇAYCI
«40 kez küpün içine giren peynir kokusuyla yaşamaya alışır!»
Uzaktaki İslam, yakındaki felaketlere zemin hazırlıyor
2007 yılının Temmuz ayında yayınlanan Altınoluk Mecmuasının 47. sayfasındaki S.
Zeki Meriç’e ait yazının başlığı : «Kafkas dağlarında şakıyan Kur’an bülbülleri»
Bu yazıda Azerbaycan’ın ilk hafızlarından bahsediliyor. Bu yazıya ait resimde de
başları sarıklı 18 kadar çocuk görülüyor.
Aklımdan İslam aleminin bugünkü görünümü geçti. Kendi kendime «İslam ne zaman
gösteri alanlarından çıkarılıp, yaşam alanlarına girecek ?» dedim. Uzun uzun düşünerek. Dünyanın bir çok yerinde elli felli adamlar malesef kendi konumlarından
ve durumlarından haberdar değiller. Bu insanlar İslam’ı «kendilerine göre»
yaşadıklarını kabullenirlerken, Kur’an’ın emrettiği İslam’dan ne kadar uzakta
olduklarının da farkında değiller. Elbette bu ifadelerimin çünküleri var.
Gösteriş ve propaganda alanlarına dönüştürülen camiler sizi rahatsız etmiyor
mu?
İslam’ın Müslüman’ı yücelteceği alanlar gösteriş alanları değil, gerçekleri tanıma,
sorumlulukları hissetme, söylenilenleri ve öğretilenleri anlama ve emredildiği şekilde
yaşama alanlarıdır. Bu alanda savaştan, miskinlikten, tembellikten, birbirleriyle
boğuşan Müslümanlıktan, kalleşlikten, suskunluklardan, bölünmelerden,
böbürlenmelerden, parçalanmalardan asla söz edilemez…Acziyetin kök saldığı
ülkelere, fakirliğin çökerttiği bölgelere, vurdumduymazlığın ve şehvetin köleleştirdiği
yörelere, cehaletle boğuşan nesillere bir bakın! Hepsi Müslüman’ım diyen ülkelerde.
Amerikan askerleri tarafından Irak’ta 23 cami yerle bir edilirken Müslüman’ım diyen
insanların Müslümanlıkları, hafızlıkları, sarıklı ve cübbeli halleri neredeydi? Kur’an
okumak güzel, ama Kur’an’ın etki alanında kalmak daha güzel... Geliştirilmemiş bir
zekanın, eğitilmemiş bireylerin, yaratılış gayelerinden ve dünyadaki gelişmelerden
habersiz kişilerin Kur’an’ı ezbere okumaları hiçbir anlam taşımaz. Aynen elektronik
bir cihaza yüklenen Kur’an’ın teknoloji kullanılarak sesli okunması gibi bir şey bu.
O halde «Kur’an’ı şakıyan bülbül olma» yerine «Kur’an’ı anlayarak okuyan ve
yaşayan insan olmak» zorundayız.
Çeşitli oluşumlar kendilerine çeşitli adlar takarak İslam’ı yüceltecek bütün kanalları
tıkadılar. Kur’an yerine, İslam’la hiç ilgisi olmayan başka hedefler koyarak insanları o
noktalara çekiyorlar. Böylece sürükleyenlerin ve sürüklenenlerin çokluklarıyla
Müslümanlar kendi kimliklerinden koparılıyorlar. Kapalı mekanlara hapsedilen, inanç
özgürlükleri ellerinden alınmış, üstelik kendilerine cemaat denilen topluluklar zaman
zaman felaket üretir hale getiriliyorlar. Aldatmaya dayalı ve bireysel iradenin yok
edildiği böyle gruplaşmalarda Islam’ın yaşandığını söylemek imkansızdır! Bunu
insanlar, Kur’an’ın meallerine bakarak bizzat kendileri tespit edebilirler.
Hangi istikamete gittiklerini bilmeyen bu kişilerin etraflarında kendi gafletlerini
hatırlatacak tek bir uyarıcıya rastlayamazsınız.
Adam İslam dışı hareketlerin, akla gelmeyecek günahların sahibi... Bu kişi kendi
kusurlarının görülmemesi için camiler yaptırtarak insanları aldatıyor. İnsanlar,
yaptırılan camileri görüyorlar cami yaptıranın işlediği günahları ve suçları
görmüyorlar.
Bir başka kişi, cübbeli, sarıklı, şalvarlı, sakallı... siyasî otoriteye bağlılığını ifade
etmek için iktidardaki kişinin resmini herkesin görebileceği yerlere asıyor. Amacı bak
ben senin adamınım, bana iyi ve bol maaşlı bir iş ver, köşeyi döneyim, demek istiyor.
Ama kendisine çok yakın olanların yanında da resmini astığı kişiye basıyor küfürü...Onurluysanız «sizi Meral Akşener aleyhinde haber yapmaya zorlayanlarla»
mücadele edersiniz!
Ne zamana kadar süreceğini ve sonucunda kendilerine ne gibi olumsuzluklar
yükleyeceğini bilmedikleri maceralar peşindeler...
Bazı yandaş gazeteler iktidardakilerin hoşlanacağı haberleri yayınlayarak, onlara bak
biz de sizin yanındayız, demek istiyorlar. Bu konuyu delillendirebileceğimiz epey
gazete var... Seçtikleri konular da ilginç : Meral Akşener gibi... Bir kadınla uğraşmak,
haberin doğruluğunun tartışılır olması gibi biçok husus, onlara göre hiç önemli değil.
Bir kulp tak, ispat edemeyeceğin bir konuyu baş manşete taşı. Faraziyelere
dayandırarak yıpratmaya çalış... Sonra ön planlarda da Müslümanmış gibi edalara
gir.
Yanılıyorsunuz, hem de çok yanılıyorsunuz!İllâ birilerinde kusur arıyorsan
Evindeki duvarları konuştur...
Üstündeki elbiselere sor
Gözlerinin anlattıklarını dinle
Dizlerinin üzerine otur
Ahhhh kardeşim ahhhh... günah sana çok yakışıyor...
2015’te Özgecan kenti Mersin ‘den meclise girdi. Eşini bıçakladı ve AKP’den
milletvekili oldu.
(Birgün Gazetesi, 27 Haziran 2015)
Bu kişiler Türkiye’de erkek çocukların Kur’an öğretmenleri tarafından tecavüze
uğramalarından hiç bahsetmiyorlar. Tecavüzcülerin kimler tarafından himaye
edildiklerini söylemeye yüzleri yok! Ahlakın çökertilmesi, eğitimin yozlaştırılması,
adaletsizliğin kökleştirilmesi, yolsuzluğun yaygınlaştırılması ise bu kişilerin
gündemlerinde yok!
Kişi başına kağıt tüketimi 1990 verilerine göre : ABD’de 350 kg, Batı Almanya’da 210
kg, Yunanistan’da 80 kg, Türkiye’de ise 20 kg ki dünya üzerinde 31. sırada!
Uyuşturucu kullanımının ve buna bağlı olarak yaşanılan felaketlerin yandaş medya
tarafından kapsamlı olarak ele alındığını gördük mü? Bu vahim durumun polisiye
tedbirlerle önlenemeyeceğini biz biliyoruz. Satanın ve kullananın eğitilmediği bir
ülkede çözüm daima başka ve ilgisiz yerlerde aranıyor. Öğretmen problemli, aile problemli, çocuk problemli, medya yönünü ve hedefini şaşırmış... Siyasi partiler
başka konumlara sürükleniyor. Üniversiteler talimatla çalışan kurumlara
dönüştürülmüş... Bilim ise ortada yok! Dekanlar, rektörler siyasi parti rozeti takarak
makam kapma peşindeler. Parayı veren unvan sahibi oluyor...
Bunlar olurken yandaş gazetelerin Meral Akşener’le uğraşmaları ise çok tuhaf bir
olay!
Fransa’da eşleri bakan olan iki spiker bayanın biz bundan sonra tarafsız olamayız,
yerlerimizi değiştirin, diye başvuruda bulunmaları, Türkiye’de iktidara yandaşlık yapan
kişilere bir onur uyarısı değil mi?
Yargıtay Başkanının eğilip büküldüğü, karşısındaki kişinin de bunu
kabullendiği bir ülkede adaletin varlığından bahsedilebilir mi?
23 Şubat 2009 tarihinde gazetelere yansıyan bir haberle, İspanya Adalet Bakanı
Mariano Fernandez Bermejo’nun, Ulusal Mahkeme yargıcı Baltasar Garzon ile ava
gitmesinden dolayı yaşanan tartışma ve muhalefetten gelen yoğun baskılar üzerine
istifa ettiğini öğrendik. Bizim yargıçların siyasilerle birlikte çay toplamalarını kaç kişi
eleştirdi veya kınadı? Kim istifa etti?
Melih Gökçek'in, 2 Mart 2009'da Umre'ye gittiğini ifade ettiğini belirten Oktay Vural,
'Daha önce sormuştum. Hangi uçakla ve kiminle gitti" diye. Yarın uçağın kuyruk
numarası ve destinasyonunu vereceğim ve kendisine soracağım, "acaba bu uçakta mıydınız?" Kendisi bugünden açıklama yaparsa, kamuoyunu daha sağlıklı
bilgilendirir' diye konuştu. (Haber Cem)
Sahibine sadık olan bir at düşmana binek olmaz
«Emniyette cemaatçi kadrolaşma var»
CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin önemli iddialarda bulundu... Emniyet Teşkilatında
cemaat ve F tipi kadrolaşma olduğunu savunan CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin
"Kendilerini AKP'nin arka bahçesi ve silahlı istihbarat gücü olarak gören bu cemaat
kadroları zaman zaman TSK ile emniyetin arasını bile açmaya çalışmaktadır" dedi.
(Haber Cem, 10.04.2009)
«Tecavüzcüler, hırsızlar, katiller, yolsuzluk yapanlar, rüşvet alanlar, teröristler, sapıklar
ve saldırganlar cezalandırılmadan serbest bırakılıyorlar!» İhbarlar ise önemsenmiyor.
Buna benzer vahim durumlar sizi hiç endişelendirmiyor mu?
Türkiye Peygamberimizden önceki cahiliye dönemine getirildi!
Kadına şiddet %1400 oranında arttı. Her gün Türkiye’de 3 kadın şiddet sebebiyle
ölüyor.
İzmir’de kaza sonucu yaralanan 14 yaşındaki Ece Altındaş sağlık politikası
cinayetinin bir kurbanı. Devlet hastanesi biz tedavi edemeyiz diye geri çevirdi. 2,5
saat süren ihmal zinciri ve doktorsuz kalan hastaneler onu ölüme sürükledi.
(12.08.2011)
1786’da Memleketimizi ziyaret eden Elisabethe Graven : «Türkler tabiat güzelliklerine
karşı o derece saygılıdırlar ki evlerini yapacakları mahalde bir ağaç bulunacak olsa
kesmiyor ve evin içinde ağaca bir yer bırakarak onu evlerinin en güzel ziyneti kabul
ediyorlar», diyor
İş kazalarında Türkiye dünya üçüncüsü ve Avrupa birincisi.
Kanal Türk Televizyonunda 13 Şubat 2007 tarihinde yer alan bir haber : Erdoğan’ın
«sahte açılışları»
23 yıllık fabrikayı yeniymiş gibi açan, insanların içerisinde 1 yıldır oturduğu evlerin
kurdelelerini kesen Erdoğan «göstermelik açılışlara» medyanın yer vermemesinden
yakınıyor.
Radikal Gazetesi’nin haberi, İşte Beşir'in askerleri: «Çocuklara tecavüz emri aldık»
Sudan’da soykırım yapmakla suçlanan Ömer El Beşir’in askerlerinden biriyle röportaj
yapan CNN muhabiri Nic Robertson, korkunç bir insanlık suçunun itirafını sağladı
Bugüne kadar Sudan’daki askerlerin küçük çocuklara tecavüz ettiği biliniyordu ancak
daha önce hiç kimse bu suçu işleyen bir askerle röportaj yapamamıştı.
Sudan’da çocuklara tecavüz eden askerin Robertson’a anlattıkları inanılmazdı: “Evet,
devletin emriydi bu. Yaptım. Aslında tecavüz etmek mümkün bile olmuyordu her
zaman....
Erdoğan'ın 60 milyon dolarlık uçağıBaşbakanlığın yeni uçağı İstanbul'a indi. Başbakanlığın yeni uçağı İstanbul'da
60 milyon dolar değerinde. (Haber Cem, 10.04.2009)
Halkın % 42,2’si çatısı akan, duvarları nemli, pencereleri çürümüş evlerde oturuyor.
%42,9’u ise ısınamıyor. Bu tabloya göre, zorunlu tüketim harcamalarının
enflasyonun üzerinde zamlanması, maaşların enflasyon kadar artması, sabit gelirlileri
borç batağına itiyor. (Yeniçağ Gazetesi, 16 Mayıs 2011)
Haber Cem’de yer alan bir haber : «İşte AKP Türkiye'sinin fotoğrafı»
Kadın beline kadar çöp konteynerine sarkarak yiyecekleri almak için uğraştı.
Adapazarı kent merkezinde bir marketin ara sokaklardaki konteynere attığı bozuk
sebze ve meyveleri almak isteyen 40 yaşlarındaki çarşaflı kadın büyük çaba harcadı.
Papuçcular Mahallesi'nde bir marketin çöplerinin bulunduğu yere gelen omuzunda
asılı çantasını bulunan kadın çevreyi dikkatle gözledikten sonra sokakta kimsenin
bulunmadığı bir anda ellerini çöp konteyneri içine sokarak karıştırmaya başladı.
Çöpten meyve ve sebzeleri topladığını gören çevredekilerin yardım çağrısı üzerine
konuşan kadın mahallesinde fakirler olduğunu ve yiyecekleri onlara götürmek için
topladığını söyleyerek uzaklaştı. Bir süre etrafı gözleyen kadın çevredekilerin
dağılması üzerine yeniden çöplerin yanına geldi.
İstanbul Rum Patriği Grigoryos’un ÇAR Birinci Aleksandr’a tavsiyesi : Türkleri
mahvetmenin tek yolu, ahlâk ve mâneviyatlarını yıkmaktır. (1)
Tayyip Erdoğan'a sabıkalı danışman : "Laikleri şişe geçirecekmiş!" (YENİÇAĞ
GAZETESİ, 09 OCAK 2009)
Fatih'in Bedduası
"İstanbul'da edindiğim yerleri ecnebilere satanlar Allah'ın gazabına uğrasınlar."
Fatih Sultan Mehmet (2)
Türkiye’de bir Yargıtay Başkanı’nın «Yargıya güven %30’a düşmüştür» itirafını neden
yandaş medya eniyle boyuyla tartışamadı? Kimden korktular?
AKP yöneticilerinin Takip ettikleri siyaset İslâm’a uygun mu ?
İmam-ı Gazalî İhyâ-i Ulûm-id-din isimli eserinde «halkın isteği ve kastı din ve
dünyadan ibarettir. Din ancak bu dünyada tatbik edildiği zaman kaim olur. Çünkü bu
dünya âhiretin tarlasıdır. Dünyayı âlet veya geçici bir konak olarak kullananlar için bu
dünya, Allah’a giden yolun bir başlangıcı, bir âletidir.
Bu dünya düzeni de insanların amelleriyle düzene kavuşur. İnsanların amel ve
sanatları ise üç kısımda toplanır :
1 – Bu âlemin nizamını ayakta tutmak için konulmuş olan bir takım düsturlardır
(kurallardır). Bunlar dört bölüme ayrılır :
A – Ziraat (Çünkü yemek için azık toplamak ziraata bağlıdır.)
B - Dokumacılık (Bu da giyinmek içindir)
C – Bina (Mesken içindir)
D – Siyaset (Bu da birleştirme, araları bulma, maişetin sebeplerini zabt u rabt altına
alma ve yardımlaşma içindir.)2 - Bu sanatlar için başka yollar da vardır. Meselâ demircilik gibi... Bu sanattan elde
edilen âletler ziraatta kullanıldığı gibi, başka iş dallarında da kullanılır.
Hallaçlık ve örücülük gibi. Bunlar da dokumacılığı yapabilmek için madde hazırlayan
iş dallarıdır.
3 - Esas sanatları hazırlayan ve süsleyen iş dalları. Ziraat mahsulünün öğütülmesi,
ekmek yapılması, dokunan malın yıkanması (Bu usul Gazâli devrinde kassarlık yani
çırpıcılık olarak biliniyordu. Yapılan bezlerden kırık çıkması ve sık mukavemetli
olması için taşlara vurulur da öyle yıkanırdı.) Ve dikilmesi gibi.
İmam-ı Gazalî siyaseti nasıl açıklıyor?
Bütün sanatların en şereflisi esas olanlardır. Esasların da en şereflisi insanları
birleştirici, iktisadî, içtimaî, dinî ve dünyevî bütün durumlarını düzelten ve nizama
sokan siyasettir. Bu hikmete binaen, bahsi geçen düzen işini deruhte edecekler,
nizamın tatbik edicilerinde hiçbir vazifelide aranmayan vasıflar aranmaktadır. Çünkü
siyaset sanatını elinde bulunduranlar diğer sanat erbabını yönetenlerdir. Bütün sanat
erbabı siyaset sanatçılarının gösterdiği istikamette (yönde) çalışmaya mecbur kalırlar.
Halkı ıslah, iyi yola gitmelerini temin etmek için dünya ve âhiretlerini mâmur edici
siyaset dört grupta özetlenebilir :
1 – Birinci siyaset ; peygâmberlerin siyasetidir ve en üstün siyaset budur.
Peygamberler (A.S.) bütün insanların bâtınına ve zâhirine hükmetmektedirler.
2 – İkinci siyaset; halifelerin, meliklerin, sultanların (yöneticilerin) siyasetidir. Bunlar
bütün halk üzerinde hüküm sahibidirler. Fakat bütün hakları insanların zâhirine
aittir; bâtınına hükmetmekten uzaktırlar.
3 – Üçüncüsü Allah’ı (C.C.) ve onun dinini bilip peygamberlere vâris olan âlimlerin
siyasetidir. Bunlar sadece halkın havas tabakasının iç âlemine hükmederler. Avam,
bunlardan istifade edecek güce sahip bulunmadığı için faydalanamazlar.
Âlimler halkı ilzam etmek, kötü işlerden men’etmek ve kanunlara itaata zorlamak
yetkisine sahip değildir. Bôyle bir tasavvur hakkından mahrumdurlar.
4 – Dördüncü siyaset vâizlerin siyasetidir. Bunların siyaseti basit halk tabakasının
bâtınlarına hitap edebilmektedir.
Bu dört çeşit siyasetin en şereflisi elbetteki, peygamberlerin siyasetidir. Bu
siyasetten hemen sonra , âlimlerin siyaseti gelir. Çünkü bunlar, ilim öğretmekle
halkın nefislerini helâk edici kötü ahlâktan temizlerler ve onları irşad ederek (bilgiyle
donatarak) güzel ahlâka iterler. İşte âlimlerin siyaseti budur ve öğretimin büyük
faydalarından biri de bu iyiliği temin edişidir.
Öğretme siyasetinin, diğer siyaset ve sanatlardan üstün olduğunu söyledik. Zira bir
sanatın şerefi üç şeyin mevcudiyetiyle (varlığıyla) bilinir :
1 – Sanatın müntehasına vardıran nesnenin bizzat maddesidir. Buna misâl olarak
şunu gösterebiliriz : Aklî ilimler, lûgatla ve edebiyatla ilgili bütün ilimlerden üstündür.
En güzel misal bu misaldir. Çünkü bütün hikmetler akıl vasıtasıyla çözülmektedir.
Lûgat ve edebiyat ise dinlemek suretiyle öğrenilebilir. Aklın, dinleme hâssasından çok
daha üstün olduğu bir bedahettir.
Ucube diye adlandırmayla başlayan, aklın ürünü bir yürek yansımasına kötü gözle
bakan, onu ve üreticisini halk önünde aşağılayan ve dünyaya rezil eden, sonuçta
sanatı bütün sebepleriyle ortadan kaldırtan, bir yıkımdan sonra sonra kendisini
rahatlamış hisseden bir ruh, yönetici, inançlı, adaletli ve üstün vasıflı olamaz.
Kademe kademe takip ettiği yolların hepsi yanlış, san’atı ve sanatçıyı hedef haline getirmesi, sarfedilen emekleri ve kaybedilen zamanı imha etmesi ise bir hastalık
halinin yansımasıdır.
2 – Umumun menfaatine uygun olmasıdır. Yani umuma daha büyük fayda sağlayan
Emperyalist odaklara bağlı bir siyaset kişilerin kendi iradeleriyle karar vermelerini
engeller. Halka hizmet kalkar, emperyalist güçlerin çıkarları uğruna milletin tepki
melekelerini dumura uğratarak, vatanseverliklerini kırarak, millî hassasiyetlerini yok
ederek, inanç değerlendirmelerini imha ederek yozlaştırma ve beyin yıkama
faaliyetleri hızlandırılır. Bütün kötülükler, Müslümanlık kisvesi, cemaat maskesi,
dindarlık resimleri altında dini sloganlar kullanılarak çaktırmadan, sinsice usullerle,
haince yollarla, hile ile yapılır. Bu yöndeki çarpıklıkları, ihanetleri, düşmanlıkları ve
hatta vahşeti andıran saldırıları farkedenler, bu konularda milleti uyaranlar, gerçeği
haykıranlar ise teröristlikle suçlanır.
Her kötü şey koltuk, para ve menfaat uğruna yapılır!
Adalet
Hak ve hukukun yerini bulması olarak tanımlanabilecek olan adalet;
toplum içinde barış, uyum, eşitlik, haklılık, düzeni sağlama görevleriyle,
hukukun özü ve nihai amacıdır. Adalet, hukukun nihai amacı ve ülküsü
olarak tanımlandığında, bu ideale ulaşmak, yasa koyucunun, yöneticilerin
ve hüküm veren hakimlerin ortak hedefi olarak ortaya çıkmaktadır.
Dolayısıyla, hakları kurucu ve koruyucu niteliği nedeniyle devlet, adaleti
sağlamakla yükümlüdür.
…….
«Mahmut Şen, İslam Hukuk Geleneği Perspektifinden Yargı Etik İlkeleri »
Halk iradesi nerede ?İslam ilkelerine uyma açısından Türkiye 71. Sırada
Tarih : 29 Ağustos 2017, Halk TV’de yayınlanan bir programda Sözcü Gazetesi
Yazarı Ayşe Sucu, Amerika’da yaşayan iki Müslüman profesör tarafından dünyadaki
208 ülke üzerinde yapılan bir araştırmayı dillendirdi. Tek tek İslamî metinler
incelenilerek, Kur’an dayanak kabul edilerek İslam kriterleri ortaya konuluyor.
Böylece Kur’an hükümlerini en iyi yaşayan ülkeleri tespit etmeye çalışıyorlar.
Ekonomik ve politik özgürlükler, adalet anlayışı, yolsuzluk, yoksulluk, açlık açısından
ülkeler inceleniyor. Ve İslam’a uyan en iyi ülkeler tespit ediliyor. 2010’da George
Washington Üniversitesi'nin Uluslararası İlşkiler bölümünde hazırlanan ve Global
Economic Journal isimli dergisinde yayınlanan “An Economic Islamicity Index” başlıklı
makaleye dayalı ve her yıl güncellenen verilere göre Kuran'a ve İslami ideallere en
uygun olarak yönetilen ilk üç ülke: «İrlanda, Danimarka ve Lüksemburg»
İlk 30 ülke arasında da bir tek İslam ülkesi yok. İslam ilkelerine uyma açısından
Türkiye 79. sırada. Elbette adalete güvenin %30’a düştüğü bir ülkenin İslam ilkelerine
uyduğunu söylemek imkansızdır.
Demokrasi nerede?