Üzeyir Lokman ÇAYCI : PARTİ ÇIKARCILIĞI VE ÖRGÜTLÜ CEHALET

Üzeyir Lokman ÇAYCI : PARTİ ÇIKARCILIĞI VE ÖRGÜTLÜ CEHALET

-

Documents
17 pages
Lire
Le téléchargement nécessite un accès à la bibliothèque YouScribe
Tout savoir sur nos offres

Description

PARTİ ÇIKARCILIĞI VE ÖRGÜTLÜ CEHALET Üzeyir Lokman ÇAYCI BİLEREK YAPILANLARLA BILMEDEN YAPILANLARIN FARKI Peygamberimizin «Bilgi ile yapılan az ibadet fayda verir de, bilgisiz olarak yapılan çok ibadetin faydası yoktur.» sözünde bilginin önemi hatırlatılmakta, cehaletin de; boş verelim faydasını, insana verdiği zarar dile getirilmektedir. Müslüman görünerek oy devşirmek için «sizi yaptırdıkları koskoca camilerle aldattıklarını ve onların inanç değerlerinden nederece uzaklaştıklarını belgeleyen sözlere ya da haberlere dikkatlerinizi çekiyorum : Bilgiyi, ilmi savunması gereken bu kişi, bir üniversitede rektör yardımcısı ve eğitimin dışında! Cahil nesille ülkeyi ayakta tutacağına inanıyor! Cehaleti savunan bu kişinin diploması derhal iptal edilmelidir! Diyanet’in hali ise içler acısı… Savunulacak en ufacık bir yanı yok! Diyanet de Kur’an-ı Kerim dışına çıkarak bu kitapla cehaleti savunuyor! CAHİLİN DOSTLUĞUNDAN HAYIR GELMEZ, ALİM DÜŞMAN İSE ZARAR VERMEZ İlme yönelmelerin olduğu bir yerde cehaletten söz edilemez. Okumayan, okuduklarını anlamayan, konuşamayan, konuştukları anlaşılmayan, bakan fakat göremeyen bireylerle bir toplum çağdaş dünyada söz sahibi olamaz. Charles Mismer : «Hıristiyanlar âlim olunca hıristiyanlıkla âlâkaları kesilir. Müslümanlar da cahil olunca, müslümanlıkla âlâkaları kalmaz.» derken cehaletin Müslüman’ı dinden uzaklaştırdığını ifade etmektedir. İlimle gerçeklere ulaşılır, sorunlar çözülür, huzura kapılar açılır.

Sujets

Informations

Publié par
Publié le 04 juillet 2019
Nombre de visites sur la page 5
Langue Turkish
Signaler un problème
PARTİ ÇIKARCILIĞI VE ÖRGÜTLÜ CEHALET
Üzeyir Lokman ÇAYCI
BİLEREK YAPILANLARLA BILMEDEN YAPILANLARIN FARKI
Peygamberimizin «Bilgi ile yapılan az ibadet fayda verir de, bilgisiz olarak yapılan çok ibadetin faydası yoktur.» sözünde bilginin önemi hatırlatılmakta, cehaletin de; boş verelim faydasını, insana verdiği zarar dile getirilmektedir.
Müslüman görünerek oy devşirmek için «sizi yaptırdıkları koskoca camilerle aldattıklarını ve onların inanç değerlerinden ne derece uzaklaştıklarını belgeleyen sözlere ya da haberlere dikkatlerinizi çekiyorum :
Bilgiyi, ilmi savunması gereken bu kişi, bir üniversitede rektör yardımcısı ve eğitimin dışında! Cahil nesille ülkeyi ayakta tutacağına inanıyor! Cehaleti savunan bu kişinin diploması derhal iptal edilmelidir!
Diyanet’in hali ise içler acısı… Savunulacak en ufacık bir yanı yok! Diyanet de Kur’an-ı Kerim dışına çıkarak bu kitapla cehaleti savunuyor!
CAHİLİN DOSTLUĞUNDAN HAYIR GELMEZ, ALİM DÜŞMAN İSE ZARAR VERMEZ
İlme yönelmelerin olduğu bir yerde cehaletten söz edilemez. Okumayan, okuduklarını anlamayan, konuşamayan, konuştukları anlaşılmayan, bakan fakat göremeyen bireylerle bir toplum çağdaş dünyada söz sahibi olamaz.
Charles Mismer : «Hıristiyanlar âlim olunca hıristiyanlıkla âlâkaları kesilir. Müslümanlar da cahil olunca, müslümanlıkla âlâkaları kalmaz.» derken cehaletin Müslüman’ı dinden uzaklaştırdığını ifade etmektedir.
İlimle gerçeklere ulaşılır, sorunlar çözülür, huzura kapılar açılır. Sevgi, bilgi, ahlâk, dostluk ve kardeşlik ilimle gelişir.
* AKP’lilerin neden cehaleti savundukları, kendilerine oy verenlerin cehaletinden faydalandıklarının itirafından anlaşılıyor!
Abbé Toderini : Türkler kadar ilme müştak, mütemayil ve ilmî mesailerde Türkler kadar çalışkan bir millet yoktur.
Burada kendi inanç değerlerini kucaklayan, içselleştiren, hayatına nakşeden ve ilim peşinde koşan, aydın Türklerden bahsediliyor. İki kilo mecimekle, kömürle ve siyasetle aldatılan, kendi akıllarıyla hareket etmeyen Türklerden değil...
GÖRDÜKLERİMİZE DEĞİL YAŞADIKLARIMIZA BAKARAK KENDİMİZE ÇEKİDÜZEN VERMELİYİZ
İnkâr ettiklerimiz, göremediklerimiz ve kabul görmeyen tavırlarımız bizi hangi hâllere dönüştürüyor? İlmin itibar görmediği yerlerde hırsızlık, haksızlık, ahlâksızlık, yolsuzluk ve vefasızlık toplumu ve devleti tehdit eder. Güvensizlik de yaygınlaşır. Din kolayca, utanmadan ve sıkılmadan siyasete alet edilir. Dostluklar ve düşmanlıklar çıkarlara göre şekillendirilir.
İnsanları ve devletleri yücelten, bilgi, ilim ve akıldır; cehaletle, köleleşme değil!
Çok önceden konuşarak uyarırsınız anlamazlar… Yazarak gerçekleri ifade edersiniz önemsemezler… Susarak tavrınızı ortaya koyarsınız ders almazlar! Bütün bunlardan sonra başlarına gelen felaketlerle uyanırlar ve yaptıkları kötülükleri unutarak size yaklaşmaya çalışırlar… Bu kez siz onları reddedersiniz.
İç huzursuzluğun, dış saldırıların ve buhranların kuşattığı ülkelerde dinden, inançtan ve dayanışmadan söz edilemez. Saltanat ve makam tutkusu, ihtiras ve şiddet, yalan ve hile, tecavüz ve adaletsizlik, fitne ve fesat, ahlâksızlık ve vicdansızlık gibi ne kadar bireyi ve toplumu çürüten kavram varsa hepsi cehaletin kaynağında yer alırlar.
Şatafatını kaybetmemeyi, gösterişle itibar sağlamayı siyaset, düşünmemeyi de kural haline getirenlerin ülkelerine ve kendilerine verecekleri zararların telafisi de mümkün olamaz.
Gösteriş ya da propaganda amaçlı, temelsiz, ilimle bağdaşmayan, kalbe intikal etmeyen ve akla dayanmayan her olay, her yapı, her kurgu ne kadar büyük olursa olsun sefaleti simgeler!
Akıl ve bilgiden uzaklaşanların İlmi reddeden ve cehaleti savunan siyasetle duaya sığındıkları da gizlenmiyor!
İtibar, bilgiyle, kul haklarını ya da yoksulları gözetmekle ve ahlâkla kazanılır!
Taht büyür, saray yaldızlanır, koltuk süslenir, makamlarda en pahalı malzemeler kullanılır, akla gelmeyecek unvanlara sahip olunur, sınırsız israflar yapılır, ama bunların içindekiler küçüldükçe küçülürler…
İnsan kendisini yükseklere çıkarmaya çalışan dürtücüleri ve nefsin kurduğu tuzakları tesirsizleştirerek kendi kimliğini koruyabilir. Aksi hâlde akla gelmeyecek suçlamaların veya yakıştırmaların ortasında kalır ve rezil olmaktan kurtulmaz.
Böyle bir zamanda çirkinlikleri öven yağcıların, kötülükleri alkışlayan çıkarcıların önceki bağlılıklarından bahsedilemez, açık açık kılık ve tavır değiştirdikleri görülür.
Garip insanların vergileriyle, alın teri döken işçilerin emekleriyle elde edilen paralarla sürdürülen saltanat asla uzun sürmez!
Çoğunluğun gafleti uzun süre devam etse bile mutlaka gerçeklerin kapılarını açacak, bireyler veya topluluklar saltanat sefaletini durdurasaktır.
Cahiliye devrinde hortlatılan Ümeyye ve Haşimoğulları çatışması gibi çatışmalar, o günler ihanetleri gizlediği gibi bugün de bir müddet için gündemi değiştirebilir.
Ümeyye ve Haşimoğulları çatışmasına Emevi yöneticilerinin hataları da eklenince fitne büyümüş, bunu o zamanlar Hz. Osman’ı hançerleyerek sonlandıracaklarını düşünmüşlerdi. Hakaretlerle, dil uzatmalarla, iftiralarla beslenen ve İslamiyeti yaralayan bu süikast ne yazık ki geleceğe başka acılar ya da huzursuzluklar taşıdı.
Eski Çin’de, kadın aşağılık bir varlık olarak görülürdü. Onlara ad bile verilmezdi. Numara verilerek çağırırlardı. Kızlar pis bir hayvanın adıyla anılırlardı. İngiltere’de 5. asırdan 11. asıra kadar kocalar eşlerini satabilirlerdi. Yine İngiltere’de kadınlar murdar sayıldığından İncil’e el süremezlerdi.
İSLAM’IN CAHİLLERİ
İster Müslüman olsun ister olmasın, kişi bilgisi ölçüsünde İslam’ı anlar. Yani bilmediklerinin cahili, bildiklerinin de sahibidir… Filozof Reimarus : Türk dinini (yani Müslümanlığı) şu veya bu suretle itham edenlerin büyük bir ekseriyetinin Kur’an-ı Kerim’I okumamış olduğundan eminim» demektedir. İsra Sûresi, 74. Âyet : «Rabbiniz sizi en iyi bilendir. Eğer dilerse sizi esirger yahut eğer dilerse sizi azaplandırır. Biz, seni onlar üzerine (imana zorlayan) bir vekil göndermedik.» Bakara Sûresi, 256. Âyet : «Dinde zorlama yoktur. Zira hidâyet del^letten, iman küfürden ayrıldı.» Yunus Sûresi, 75. Äyet : Eğer Rabbin dileseydi yeryüzünde olan kimselerin hepsi elbette topyekun iman ederdi. 5Dilemediğine göre) Sen, insanları mü’min oluncaya kadar zorlamak mı istiyorsun ?
Ahzâb Sûresi, 62. Âyet : Allah’ın önceden geçenler hakkındaki kanunu budur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Fâtır Sûresi, 43. Âyet : Çünkü onlar yeryüzünde büünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulananlardan) başkasını mı bekliyorlar?Allah’ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah’ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın. Fetih Sûresi, 23. Âyet :Allah’ın, ötedenberi süregelen kanunu budur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
ALLAH’ın kurduğu düzen, kanunlar hiç değişmezken, insanların ALLAH’a yakınlıkları ve tavırları sürekli değişiyor. Küfür tarlasından sürekli günah devşiriliyor!
Gelişen şartlara göre zamanın ve çağın gerisinde kalarak kendimizi insan olarak tanımlamamız, gelişen hayatın gerçeklerine de bu şekilde hazırlamamız söz konusu olamaz. Kendimizden önce içinde bulunduğumuz zamanı tanımlamalıyız. Bilgi hazinemize geçirdiğimiz zaman içerisinde neler ekledik? Kaybedilen zamanla kendimizi nerelerde bıraktığımızı da irdeledik mi? Aynen bir ağacı kendi başına bulunduğu yerde tutmamız, ağaçtan istifa etmemizi sağlamadığı gibi, onu kemirgenlerden de, sususuzluktan da korumamız ve ona destek olmamız da gerekecektir!
Yilmaz Boyunağa’nın Türk – İslam Sentezi isimli kitabının 224. sayfasında yer alan bir başlık: İslamlar yağlı lokmanın peşinden mi gitmişlerdir?
Bu başlıkta yer alan «İslamlar» ifadesi yanlıştır. İslâm bir dinin adıdır. Özel isimdir. «İslâmlar» şeklinde çoğul olarak kullanılamaz. İslam’a inananlara da Müslüman denilmelidir. Tercümesinin yanlış yapıldığını düşündüren bu kelimeyle Müslümanlar denilmek istendiğini anlıyoruz. Bu «İslamlar» tabirinin, aynı kitabin 242. sayfasında da tekrarlandığını görüyoruz! 253. sayfada da «Müslümanlık ve Bilim» yerine «İslamlık ve Bilim» şeklinde ifade kullanılmaktadır.
İlim adamı Fernard Grenard’ın «Müslümanlar yağlı lokmanın peşinden mi gitmişlerdir?» şeklindeki sorusuna ilgili kitapta; Fernard Grenard, gülünç ve basit iftiralarından birini de şöyle yapmış : «... Bunların sayısı da imanları kadar azdı. Pek pek 25, 30 bin kişi idiler. Fakat, yağlı lokmaya doğru yapılan hamlenin şiddeti işi yürüttü. Bu çöl serserilerinin kaybedecek hiçbir şeyleri yoktu. (....) şeklinde yapılan hakaretler tepkiyle ve eleştirilerek aktarılıyor.
Günümüzde kimi insanlar Yezid’in yerinde, kimi de Hz. Ali yerinde durarak varlıklarını sürdürüyorlar. Bozulmalar ve yozlaşmalar bize daha derin ve etkili bir biçimde yansıyor. İlerlemeye, yükselmeye ve çağdaşlığa götürecek yollarda çeşitli engellemeler ve tahribatlar karşımıza çıkarılıyor! Yani medenî bir gelişmeyi önleyecek, ya da birlik ve beraberliği yok edecek boş ve lüzumsuz işlerle uğraştırılıyoruz.
İslâmiyetin ilme karşi olduğu hiçbir ilmî gerçeğe dayandırılmadan, bazı Batılı düşünürler tarafından iddia edilmiştir. Bunlardan biri de Fransız Filozof Ernest Renan’dır. Bazı din maskeli yobazların, İslâmiyeti çıkarlarına alet edenlerin tavırlarıyla batılılarda iyi bir kanaat oluşturulması engelleniyor… Yani ektiklerimizi biçiyoruz.
Hırslar aklı yönetiyorlar… Bazı sözleri, değerleri yaşatmak, hayatı samimiyetlerle kuşatmak varken… Sevgi, aşk, saygı, hürmet, hoşgörü, huzur ortadan kaldırılıyor ve İslâm’dan da insanlıktan da söz edilmiyor ! Kadına, anaya, hayat arkadaşlığına ve insana yapılan hakaretler karşısında niçin sessiz kalınıyor ?
Hayat arkadaşlığını hiçe sayan eylemler, tavırlar ve cinayetler neden teferruatlı bir biçimde masaya yatırılmıyor ? Evet sorulacak soru çok… Bütun bunları düşünürken suçlu ya da sebep arama telaşına düşüyoruz…. Paris Tıp Fakultesi’nde resmi yer alan İbni Sina’yı kaçımız gerçek özellikleriyle tanıyoruz ? İsterseniz onun aşkla ilgili bakışına bir göz atalım…Konu Rasim Adalı’nın Ruh Hastalıkları kitabında yer alıyor : İbni Sina, Curcan Hükümdarının yakını olan, ruhen çökmüş bir delikanlının muayenesine çağrılır. Hasta genç melankolikbir ruh hali içinde, yemiyor, içmiyor konuşmuyor… Klasik tedavi yöntemleriyle bedeni ve psikolojik tedavilerden sonuç alınamayınca, cidden mükemmel olan, affectif hallerin organları olantesirlerini (psikomatik tababet anlamı) gösteren bir usule başvuruyor. Bu delikanlıya şehrin mahallelerini saydırırken bir taraftan da nabız kontrolü yapıyor. Bunu bir semtin sokaklarını, nihayet bir sokağın evlerini saydırarak sürdürüyor. Nihayet bir evin üstünde duruyor, nabzında yine aynı heyecanlı değişikliği görüyor. Bu kez o evdeki insanların isimlerini birer birer söyleyince güzel bir kizın ismiyle nabzın hızlandığı, yani heyacanın arttığını gözlemliyor. Bunun üzerine Ibni Sina delikanlının bu güzel kıza gönül verdiğinı söyleyerek konuyla ilgilenmelerini ilgili ailelere ifade ediyor.
Tâ-Hâ Sûresi, 114. Âyet : Gerçek hükümdar olan ALLAH, yücedir. Sana O’nun vahyi tamamlamazdan önce Kur’an-ı Kerim’i (okumakta) acele etme ve «Rabbim, benim ilmimi artır» de.
Hz. Muhammed (S.A.) : «Kadın erkek her müslüman için, ilim tahsil etmek bir vazifedir.»
Kur’an-ı Kerim’de 750 ayette ilim tavsiye edilmektedir. İngiliz tarihçilerinden H. C. Wells : Müslümanları, medeniyet, geometri, mimarî, güzel sanatlar ve felsefeyi geliştirmeye sevkettoiren zaferler, ancak Kur’an-ı Kerim’in insanları birleştirerek onları bilgiye teşvik ve yöneltmesinden ileri gelmektedir» demektedir. Alâk Sûresi, 1- 5; Âyetleriyle Allah’ın Hz. Peygambere ilk emri Oku olmuştur. Zümer Sûresi, 9. Âyet : Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse ( o inkârcı gibi) midir? (Resûlüm!) De ki : Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür. Araf Sûresi, 199. Âyet : (Resûlüm !) Sen af yolunu tut, iyiliği emret vecahillerdenyüz çevir. Peygamberimiz (S.A.) : Din, aklın tâ kendisidir. Aklı olmayanın dini de yoktur. Hz. Ali (R.A.) : Bana bir harf öğretenin kulu kölesi olurum. İslamiyetin en büyük düşmanlarından biri olan kimseye Ebu Cehil «cehaletin babası» isminin takıllması İslâmiyetin ilme karşı tavrını ortaya koymaktadır.
Günümüzde siyasette, ilişkilerde, konuşmada ve düşünmede ahlâklı olmaya kimler önem veriyorlar?
Vurdumduymazlıkların tortuları altında inançtan ve erdemden uzaklaşarak kimler yabanileşiyorlar?
İçinde, temelinde ilim adamı olmayan istediğin kadar büyük camiler yaptır… Namazdan namaza görev yapan, 24 saatin 23 saatini heba eden maaşlı imamlar, müftüler, diyanet işleri başkanları ile öğün. Cemaate namaz kıldırırken kendi