Üzeyir Lokman ÇAYCI : ILIMLI İSLÂM ÜZERİNE

Üzeyir Lokman ÇAYCI : ILIMLI İSLÂM ÜZERİNE

-

Documents
14 pages
Lire
Le téléchargement nécessite un accès à la bibliothèque YouScribe
Tout savoir sur nos offres

Description

ILIMLI İSLÂM ÜZERİNE Üzeyir Lokman ÇAYCI “İnsanlar ne kadar yükseğe çıkarlarsa çıksınlar, hangi unvanı taşırlarsa taşısınlar, söyledikleri sözlerin, yaptıkları hataların,işledikleri günahların sorumluluklarından asla kurtulamayacaklardır.” Çağdaşlık Ilımlı İslam yakıştırması bugün ülkemizde AKP ile birlikte anıldığı için toplumun tamamına hitap etmemekte ve eleştirilmektedir. Yani toplumu bize sunulduğu gibi hoşgörüye sevk etmediği gibi, emperyalist projeler içinde yer alması da bu konuya alet olan kurumlarımızıtöhmet altına almaktadır. Peygamberimiz (S.A.) zamanından bu güne kadar hiçbir alim, şeyhülislam, ilim adamı bu tabiri kullanmadı. Siyasilerin behtemsizliğini, yöneticilerin beceriksizliğini, unutulan; ihmal edilen insanların sorumluluklarını İslâm’a yükleyemezsiniz.Emperyalist ülkelerin kuşatmalarıyla tahrip olan, bozulan, kaybolan unsurları, dağılan değerleri, suçlanan nesilleri kurtarma yerine laf oyunlarıyla görmezlikten gelemezsiniz! Geçmişten gelen kusurlar, eğitimsiz, çıkarcı ve suçlu kişileri yönetici olarak devletin en önemli kademelerine getirmektedir. Yöneticilerinden şikayet edilen bir ülkede adaletten, hukuktan, insan sevgisinden, hizmetten bahsedemezsiniz.Bu durumlarda laf ebeliği, safsatalar kurtarıcı reçeteler gibi sunuluyor!Bu saçmalıklar bir emzik gibi «Vay anasını be» diyebileceklerin ağzına veriliyor... İlahî Nizam isimli eserinin 223.

Sujets

Informations

Publié par
Publié le 08 août 2018
Nombre de visites sur la page 7
Langue Turkish
Signaler un problème
ILIMLI İSLÂM ÜZERİNE
Üzeyir Lokman ÇAYCI
“İnsanlar ne kadar yükseğe çıkarlarsa çıksınlar, hangi unvanı taşırlarsa taşısınlar, söyledikleri sözlerin, yaptıkları hataların, işledikleri günahların sorumluluklarından asla kurtulamayacaklardır.”
Çağdaşlık
Ilımlı İslam yakıştırması bugün ülkemizde AKP ile birlikte anıldığı için toplumun tamamına hitap etmemekte ve eleştirilmektedir. Yani toplumu bize sunulduğu gibi hoşgörüye sevk etmediği gibi, emperyalist projeler içinde yer alması da bu konuya alet olan kurumlarımızı töhmet altına almaktadır. Peygamberimiz (S.A.) zamanından bu güne kadar hiçbir alim, şeyhülislam, ilim adamı bu tabiri kullanmadı. Siyasilerin behtemsizliğini, yöneticilerin beceriksizliğini, unutulan; ihmal edilen insanların sorumluluklarını İslâm’a yükleyemezsiniz. Emperyalist ülkelerin kuşatmalarıyla tahrip olan, bozulan, kaybolan unsurları, dağılan değerleri, suçlanan nesilleri kurtarma yerine laf oyunlarıyla görmezlikten gelemezsiniz! Geçmişten gelen kusurlar, eğitimsiz, çıkarcı ve suçlu kişileri yönetici olarak devletin en önemli kademelerine getirmektedir. Yöneticilerinden şikayet edilen bir ülkede adaletten, hukuktan, insan sevgisinden, hizmetten bahsedemezsiniz. Bu durumlarda laf ebeliği, safsatalar kurtarıcı reçeteler gibi sunuluyor! Bu saçmalıklar bir emzik gibi «Vay anasını be» diyebileceklerin ağzına veriliyor... İlahî Nizam isimli eserinin 223. sayfasında İmam-ı Gazâli, Yahya İbni Muaz’ın bir sözünü nakleder : «Dünya şeytanın dükkanıdır, ondan bir şey çalma ki şeytan onu istemeye gelip senden almağa kalkışmasın.» ¤ Kendi ordusuyla savaşan bir iktidarın yönettiği, altı oyulmaya çalışılan bir ülkenin çağdaşlığı tartışılmalıdır! Denizli’de 7 iş adamının niçin intihar ettiklerini, Kuddusi Okkır’ın ölümünü, AKP döneminde 500 milyar doları geçen iç ve dış borcumuzu, yine AKP döneminde yani 7 yılda 16 000 insanımızın intiharını, ülkemizdeki 13 milyon işsizi, Recep Tayyip Erdoğan’ın 40 000 dolarlık elbise giydiğini bu ılımlı İslam tabirinin neresine oturtacaksınız? 380 000’ne ulaşan polis ordusuyla ılımlılaştırılan ne?
İlahî Nizam isimli eserinin 279. sayfasında İmam-ı Gazâli Peygamberimiz (S.A.) ‘in bir sözünü nakleder : «Sizden sonra bir kısım insanlar gelecek, yemeklerin en iyisini yiyecekler, binitlerin en iyisine binecekler, kadınların en güzelini nikâhlayacaklar, elbiselerin en güzelini giyecekler, küçücük mideleri olacak, fakat doymayacaklar. Çok nefisleri olacak, kanaat nedir, bilmeyecekler. Sımsıkı dünyaya sarılacaklar, akşamlayıp sabahlayacaklar. ALLAH’ı bırakıp dünyaya tapacaklar, ALLAH’a değil dünyaya (nefis- heves ve arzularına) itaat edecekler. Hevây-i nefislerine uyacaklar. Abdullah’ın oğlu Muhammed’den o günlere erişenlere tavsiye budur ki, o kimselerle karşılaşınca selâm vermesin, hastalananlarının ziyaretine gitmesin, ölenlerinin cenazelerine katılmasın, büyüklerine hürmet etmesin. Kim (onlara selâm verir, hastalarını ziyaret eder, cenazesine katılır ve büyüklerine hürmet ederse) Müslümanlığın yıkılması için onlara yardım etmiş olur.» Türk – İslâm Ülküsü isimli eserinin 111. sayfasında Seyyid Ahmet Arvasi : «Malların, zenginliklerin ve üretim araçlarının bir zümrenin eline geçerek, bir zulmün aracı durumuna gelmesi tehlikesi, bilhassa 18. asırdan başlayarak ve gittikçe büyüyerek günümüze kadar gelmektedir.» demektedir. «Cumhuriyetin ilk yıllarında bazı reformların kültürel kırılmaya/uyumsuzluğa neden olmasına rağmen, Türkiye’nin benzersiz kimliğini oluşturan kaynaklar ve kültürel hususlar toplumun dokusunda muhafaza edilmiştir.» «İslam bu toplumda monolitik bir din değildir.»deniliyor.
Soru : İslam parçalanmış bir dindir mi demek isteniyor? Bu söz neye ihtiyaç duyularak söylendi? Monolithique : (Sıfat) Tek parça taştan. (Mecaz) Sapasağlam, ayrılmaz. (Söylenişli Fransızca – Türkçe Sözlük, Sayfa 418, Nijat Özön, İnkılâp Kitabevi, 1988) Dinde tefrika (En’âm Sûresi, 159. ayet) Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildireceklerdir. Peygâmberimiz (S.A.) şöyle buyurdu : Yahudiler yetmiş bir guruba ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Benim ümmetim de yetmiş üç guruba ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir. «O kurtuluşa eren gurup kimdir ya Rasûlallah?» sorusuna cevaben : «Onlar benim ve ashabımın gittiği yoldan gidenlerdir» dedi.
İlahî Nizam isimli eserinin 207. sayfasında İmam-ı Gazâli Peygamberimiz (S.A.) ‘in bir sözünü nakleder : « Her hata, ilâhi ahlâk esaslarına uymayan hararetlerden doğar.» İslamiyet hoşgörü dinidir. (Zuhruf Sûresi, 89. ayet) (Nahl Sûresi, 61. ayet) (Bakara Sûresi, 256. ayet) «Sizlere İslamiyet’te ılımlılıkla ile ilgili olarak Türkiye’nin deneyiminden söz etmek istiyorum. Türkiye’deki İslam’la ilgili ılımlı bir anlayışın aynı zamanda farklı eğilimler, fikirler ve görüşlerin Türkiye’de ifade edilebilmesi gerçeğine de bağlı olduğunu ifade etmek isterim.»deniliyor. Bu sözle ister istemez ılımlı olamayan İslam’ın hoşgörüsüz olduğu, hoşgörüsüz bir İslam’ın da ülkemizde varlığı ifade edilmektedir. İslam’ı ikilemekten, Müslüman’ı ikiye ayırmaktan Utah’taki bir konferansta söz ediliyor! Kim böyle diyor? : Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU! Diyanetin görevi öğretmek, aydınlatmak, problemler varsa gidermektir. Kuranı içine sindiremeyenler ve taşkınlık veya aşırılık yapanlar varsa bunların sorumlusu Diyanet İşleri Teşkilatıdır. Günümüzde bazı konularda Diyanet İşleri teşkilatımızın AKP’nin baskısı ve müdahaleleri altında görev yapamaz hale geldiği de konuşulmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Teşkilatı ülkemizde yaşanan olumsuz gelişmeleri, cinayetleri, toplumda yayılan kötü alışkanlıkları, intiharları bilim adamlarıyla işbirliği yaparak masaya yatırmalıdır. Diyanet «Ilımlı İslâm» kavramına sahip çıkıyor
«Diyanet bu çeşitliliği tanımakta ve ılımlı, hoşgörülü bir İslam’ı teşvik etmekte ve bu İslam kavramını kucaklamaktadır.» denilmektedir. 1° İslam’ı çeşitlendirmek 2° Çeşitlendirilmiş İslam’ı tanımak 3° Ilımlı İslâm’ı teşvik etmek 4° Ilımlı İslam kavramını kucaklamak Soru : Neden, ılımlı İslam dışında kalan Müslümanlarla ilgili görüş, gösterilecek tavır, kucaklanıp kucaklanmayacaklarıyla ilgili bir ifade yer almıyor? Müslüman ülkelere bakarak İslam’ı yorumlamak «Bugün Müslüman dünyaya baktığımızda demokratikleşme ve devlet-din ilişkileri konusunda çok sayıda sorun görürüz. Bazı ülkelerde İslam’ın demokratik olmayan politikalar ve otoriter rejimlerin meşrulaştırılması için kullanıldığına şahit olmaktayız. Politik meşruiyet için İslam’ın yanlış kullanımı sorununa kritik bir bakış getirme zamanıdır. İslam insan haklarını, politik katılımı, sivil girişimleri, adalet ve eşitliği teşvik etmektedir. Hiçbir zaman İslam Allah adına fikirlere baskı yapmaz. Eğer Türkiye’de ılımlı bir İslam anlayışına sahipsek bunu tüm sorunlara rağmen Türkiye’deki demokratik kültürün oluşumuna borçluyuz.»deniliyor. ALLAH (İslâm’daki çeşitliliği, yani bölünmeyi ve ılımlılığı emretmemektedir) Bugün Müslüman dünyaya bakıldığı zaman ortaya çıkan sorunlar İslam’la ilgili değildir! Kusur Müslüman olduğunu söyleyen tıpkı ılımlı İslam kavramını gereksiz olarak gündeme taşıyan, emperyalist devletlere hoş görünmek için taviz veren yöneticilerden, idarecilerden kaynaklanmaktadır. Bilinerek, öğretilerek, yaşanılan, ışığını Kuran’dan ve Peygamberimizden alan İslam’a ılımlı İslam denemez! Hurafelerle yozlaştırılmış, çıkar ve toplumu aldatma vasıtalarıyla tanınmaz hale getirilmiş, siyasetle iç içe geçmiş cemaatlerle özelliğini kaybetmiş bir İslam’a biz ılımlı İslâm denildiğini görüyoruz. Yani hırsızlık yapanlar, evrakta tahrifat yapanlar, sahte evrak düzenleyenler, kalpazanlık yapanlar, adaletsizlik yapanlar, fakir ve fukaranın haklarını gasp edenler, çocuklara tecavüz edenler, bölücülük yapanlar ılımlı İslâm’dan bahsediyorlar. Bu bahsettiğim ifadelere yüzlerce örnek göstermek mümkündür! Diyanet İşleri Teşkilatı bu kavramdan kendisini uzak tutarak Kuran diliyle, Peygamber (C.C) buyruğuyla hareket etmelidir! Diyanet İşleri Başkanı, kendisi için bu da bizden dedirtmek isteyen ve ılımlı İslam’ı savunan Utah Üniversitesi’nde değil, kendi lisanımızla Kuran’ı ve İslâm’ı Selimiye Camisinde, Sultanahmet Camisinde anlatmalıdır. Bazı Müslüman ülkelerde takip edilen katı ve hoşgörüsüz politikaları İslam’a bağlamak ne kadar yanlışsa, İslâm’ın ılımlılaştırıldığı zaman mükemmel olduğunu söylemek de, hoşgörüyü ılımlılıkla açıklamak da yanlıştır! İslam ve Müslüman’a bir tek pencereden bakmak
«Müslüman alimler artık otoriter rejimleri ve baskıcı siyasi kültürleri desteklememelidir.»deniliyor. Müslüman alimleri besleyen Müslüman görünen siyasetçilerdir. Bugün bahsi geçen ülkelere Türkiye’den bugünkü AKP’li yöneticiler tarafından yapılan taltifler henüz hafızalardan silinmemiştir. Oradaki yaşanılanların bir benzerinin AKP eliyle ülkemizde yapılanmakta olduğuna dair söylenenler ise ılımlı İslâm parolasıyla varılmak istenen ana yolu, uygulanmak istenen asıl projeyi işaret etmektedir. LE MONDE Gazetesi’nde cikan Guillaume Perrier imzalı Türkiye analizinde geçen bir iki cümleye dikkatinizi çekiyorum : Üçüncü Dünya Savaşı, Türkiye'den çıkabilir... Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu ülke korkulduğu gibi ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı. Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeye gidiyor. Cumhuriyet boyunca süren "kültürel bölünme". Bu artık iyice keskinleşti.» deniliyor. Gerçekleri İslam dışında ararsanız, hata tekrarlarıyla, göremediğiniz tahribatların önünü açma yolunda aldığınız rollerle suçlanabilirsiniz! Sizi İslam dışı bir karenin içine alarak hem kendi çokluklarını gösteriyorlar, hem de yapmak istedikleri projelerin sessiz ve daha hızlı gerçekleşmesi için gayret gösteriyorlar. Türk – İslâm Ülküsü isimli eserinin 111. sayfasında Seyyid Ahmet Arvasi : «Bilhassa iki asırdan beri dünya milletleri, büyük sermayedârların (kapitalistlerin) gücü ve istismarı karşısında tarifsiz ıstıraplar duymaktadır. Bugün «uluslararası şirketler» adı altında dünyayı pencerelerine alan bu kapitalistler, isterlerse cihan harpleri çıkarabilmekte, isterlerse hükümetler yıkıp , devletleri ve milletleri bölmektedirler. İsterlerse satın aldıkları ve kiraladıkları kadrolarla bir milletin dinini, dilini vicdanını yakalayabilmektedirler.» demektedir. Farklı dinlerle birlikte yaşama olgusu nasıl yorumlanıyor? «Ilımlılık aynı zamanda farklı dinlerin birlikteliğini kabulü de gerektirir. Türkiye çeşitli dini topluluk mensuplarının anayasa ile korunduğu ve Türk vatandaşı olarak görüldüğü sistemi ile bunun güzel bir örneğini sergilemektedir»deniliyor. Farklı dinlerle birlikte yaşama olgusunu İslam’ın ılımlı oluşuyla açıklanamaz. Siz bir ülkenin 27 etnik guruptan oluştuğunu söylerseniz, her gurubu kışkırtan bir emperyalist projeyi harekete geçirmiş olursunuz. Farklı dinlerle birlikte yaşama ahengi adil, eşit ve ölçülü hizmetlerle devlet tarafından sağlanır. Eğitimle, kucaklayıcılıkla ve hoşgörüyle bu olgu güç kazanır. Bir tarafta farklı dinlerden bahsedeceksiniz, diğer
taraftan da her şeyi sadece ılımlı İslam’la izah etme kusuruna gireceksiniz? Bu bakış açısı bazı gerçeklerin üstlerini örter, doğacak sorunların çözümlerini güçleştirerek tahribatları da artırır... Dinin dünyevileştirilmesi gayretleri «Müslüman olmayanlar üzerinde İslamlaştırma ya da zorla değiştirme baskısı kurulmamalıdır. İslam, herkesin kendi dininin gereklerini yerine getirmesi düşüncesini tamamen desteklemektedir. Benzer bir şekilde, Batı dünyası da Müslümanları ya da diğer dini toplulukları Hıristiyanlaştırma politikaları izlememeli ; bu politikayı sürdüren kiliseleri desteklememelidir. Sosyal ve/veya ekonomik olumsuzluklar ve zor yaşam koşulları din değiştirme için araç olarak kullanılmamalıdır» deniliyor. Devletin millete bakış açısının sağlamlığı toplumun inanç, hoşgörü, kardeşlik, dayanışma ve adalet anlayışına doğrudan etki yapar. Televizyon ve gazetelerle yapılan propagandalar, kültür savaşları, kışkırtmalar önemsenmeli ve gerekli tedbirler alınmalıdır. İslam üzerine kurgulamalar ve eklemeler yapmak yazı üzerine yazı yazmak veya mezar üzerine mezar kazmak gibidir. Dinin dünyevileştirilmesi, inanca ambargo konulması, Müslüman’ın emperyalist projeler istikametinde yönlendirilmesi çok tehlikeli ve yanlış girişimlerdir. Kuran’ın ılımlısı olamayacağı gibi, İslam’ın ılımlısı da Müslüman’ın ılımlısı da olamaz. Huşu içerisinde hür ve özgürce yapılan ibadetler anlamlı ve değerlidir. İnsanı koyun gibi gören sistem çeşitli vasıtalarla bizi anlamsızlaştırmak, etkisizleştirmek ve tepkisizleştirmek için inancımızı kullanarak içimize yerleşmek istiyor. Türk – İslâm Ülküsü isimli eserinin 112. sayfasında Seyyid Ahmet Arvasi : «Üretim araçlarının mülkiyeti» meselesi, namuslu devlet adamları, fikir adamları, ekonomistler ve siyaset sosyologları için, bugün en önemli konulardan biri olmakta devam etmektedir. Hiçbir namuslu devlet ve fikir adamı, insanları ve milletleri «dünyaperest» veya «partizan» bir zorba sınıfının tahakkümüne, zulmüne ve insafına terk etmek istemez, demektedir.
Bir insana suya bakar gibi bakamazsınız... «Ilımlık ve aşırılık arasındaki temel farklılığın, aslında ılımlı düşünceyle ilişikli olan, tolerans olduğunu vurgulamak isterim. Yani ılımlılık “öteki”ne
hoşgörü gösterir: aşırılıkta ise “öteki” için yer yoktur. Aşırı ya da karşıt fikirlere hoşgörü gösteremezseniz, ılımlılık, ılımlılık adına farklı bir şekildeki aşırılık haline gelecektir. Bugün, bizler sadece halihazırdaki İslam ya da diğer dinlere ilişkin anlayışımızı değil; siyaset, refah, insan hakları, cinsiyetler arasında eşitlik, küreselleşme, uluslararası ilişkiler, savaş ve çatışma da dahil olmak üzere bütün olarak hayata yaklaşımımızı ılımlılaştırmalıyız..»deniliyor. Basri Gocul «Özlü Sözler» isimli kitapçığının 7. sayfasında Mevlâna’nın sözünü nakleder : «Avcının kuşlara saçtığı dane, Zulme bahanedir, zulme bahane!» Bir insana suya bakar gibi bakamazsınız... Çok soğuk suyu biraz ısıtarak, çok sıcak suyu da biraz soğutarak ılık hale getirebilirsiniz. Bir Müslüman Kuran’ı öğrenir, anlamını bilir, ibadetlerini yaparsa bu kişiye ve inancına müdahale ederek dinine ve kendisine hangi hakla ılımlı deme ihtiyacı hissediyorsunuz? Kültürlü, ihlaslı bir Müslüman’a kuşkuyla bakmak yanlıştır. Devlet vatandaşını eğitir, yüceltir, iş ve aş sahibi yaparsa onun ılımlılığını veya ılımsızlığını tartışmak ya da konuşmak anlamsız ve hatadır! Müslüman’a ılımlı bakma saplantısına giren bir devlet zamanla diğer inanç sahiplerini de aynı kusurlarla yaralayabilir. Bu tür emperyalist projelerin getirilerini ve götürülerini hesaplamayan ülkeler gelecekte yaşanacak olumsuzlukları gidermek için de aynı emperyalist ülkelerden yardım talep ederlerse hiç şaşırmayın! Kâbe’de tavaf eden Müslümanları bir tek vücut gibi gören bir ruh, nerede olursa olsun, nereli olursa olsun onlarla bütünleşir, aynı saflarda yer alır... Allah’ın evinde hisseder kendini, bir görür, tekleştirir... tekleşir! Döner, döner aynı noktada birleşir... Ayrı görmez, farklı düşünmez, onlar gibi ALLAH ile dertleşir... Sürüklenmez küfrün arkasından, bölünmez, bölmez söz ile, öz ile hak yolunda birleşir... bütünleşir! Arşa yazar zikrini, secdeye yazar şükrünü... Dua eder dostlarına, kardeşlerine benzeşir... Paris, 09.01.2010
¤
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU’nun ABD, Ortadoğu Merkezi, Utah Üniversitesi’nde yaptığı 21-22 Şubat 2004 tarihli aşağıdaki konuşmasıyla ilgili olarak tarafımca yazılmıştır
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Sözcü Gazetesi, 14 Ekim 2013
¤
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu
Sizlere İslamiyet’te ılımlılıkla ile ilgili olarak Türkiye’nin deneyiminden söz etmek istiyorum. Çağdaş Türkiye Osmanlı İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerine inşa edilmiştir ve imparatorluk mirasını devralmıştır. Osmanlılar on sekizinci yüzyılda siyaset, hukuk, idare, eğitim ve kültürel alanlarda çağdaş reformlar başlatmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları söz konusu reformları kabul etmiş ve Türk toplumunda çağdaşlaşma sürecini gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında bazı reformların kültürel kırılmaya/uyumsuzluğa neden olmasına rağmen, Türkiye’nin benzersiz kimliğini oluşturan kaynaklar ve kültürel hususlar toplumun dokusunda muhafaza edilmiştir. Bernard Lewis’in de ifade ettiği gibi, Türk toplumu çok çarpıcı değişimlerle karşılaşmasına rağmen, İslami etki hala canlı durmaktadır: “Türk insanı arasında İslamiyet’in derin kökleri vardır. Osmanlı İmparatorluğu kuruluşundan yıkılışına kadar, İslam güç ve inancının ilerlemesi ve savunulmasına adanmış bir devletti. Bir asırlık Batılılaşma sonrasında Türkiye, dışarıdaki herhangi bir gözlemcinin hayal edebileceğinden daha çok değişiklik gerçekleştirmiştir. Fakat Türk yaşam ve kültürünün derin İslami kökleri hala canlıdır ve Türkiye’deki son Türk ve Müslüman kimlik hala rakipsizdir.” Türkiye’nin nüfusunun çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen, İslam bu toplumda monolitik bir din değildir. Müslüman nüfusun çoğunluğu gevşek bir tarzda İslam’ın Sünni yorumuna bağlıdır. Fakat İslam’ın algılanması ve uygulanması, mistik ve folklorik İslam anlayışından muhafazakar ve
daha ılımlı İslam anlayışına kadar bir dizi çeşitlilik göstermektedir. Bu durum Türk toplumunun yüzyıllardır çok çeşitli kültürel akımlara maruz kalmasının sonucudur.Diyanet bu çeşitliliği tanımakta ve ılımlı, hoşgörülü bir İslam’ı teşvik etmekte ve bu İslam kavramını kucaklamaktadır.Türkiye’de aynı zamanda çeşitli Müslüman olmayan dini gruplar mevcuttur. Bunların çoğu İstanbul ve diğer büyük şehirlerde yoğunlaşmışlardır. Bunların mevcudiyeti bugün Türkiye’de benimsediğimiz büyük çeşitliliğe katkıda bulunmaktadır. Bugün Türkiye ılımlı, hoşgörülü ve özgün bir İslam anlayışını destekleyen bir ülke olarak iyi örnekler sunmaktadır.Türkiye’de yaygın olan İslam anlayışı radikal, köktendinci veya dışlayıcı değildir. Türk toplumunda İslam’la ilgili bu tip bir ılımlı anlayışın nedenlerinden biri, Türkiye’de demokrasinin yaklaşık 80 yıldır var olması gerçeğidir. Kuruluşundan bu yana Türkiye demokrasisini geliştirmiştir ve şimdi diğer Müslüman ülkeler arasında iyi bir örnek olarak bulunmaktadır. Türkiye’de gördüğümüz şey demokratik kültürün hoşgörüyü, katılımı, sivil toplumu ve ılımlılığı teşvik etmesidir. Diğer Müslüman ülkelerin ve toplumların da tarihteki herhangi bir dönemden daha fazla demokrasiye ihtiyaç duydukları açıktır. Bugün Müslüman dünyaya baktığımızda demokratikleşme ve devlet-din ilişkileri konusunda çok sayıda sorun görürüz. Bazı ülkelerde İslam’ın demokratik olmayan politikalar ve otoriter rejimlerin meşrulaştırılması için kullanıldığına şahit olmaktayız. Politik meşruiyet için İslam’ın yanlış kullanımı sorununa kritik bir bakış getirme zamanıdır. İslam insan haklarını, politik katılımı, sivil girişimleri, adalet ve eşitliği teşvik etmektedir. Hiçbir zaman İslam Allah adına fikirlere baskı yapmaz. Eğer Türkiye’de ılımlı bir İslam anlayışına sahipsek bunu tüm sorunlara rağmen Türkiye’deki demokratik kültürün oluşumuna borçluyuz. Türkiye’deki İslam’la ilgili ılımlı bir anlayışın aynı zamanda farklı eğilimler, fikirler ve görüşlerin Türkiye’de ifade edilebilmesi gerçeğine de bağlı olduğunu ifade etmek isterim. Daha önce de belirttiğim gibi Türk nüfusunun çoğunluğu Müslüman’dır. Fakat İslam Türkiye’de monolitik bir yapıya sahip değildir. İslam’ın yorumlanması gruptan gruba değişebilir. Tüm bu görüş ve yorumlara yer vardır. Entelektüeller, alimler ve dini grupların liderleri İslam hakkındaki kendi görüşlerini özgürce ifade edebilirler. İslam hakkında eleştirel düşünceler üzerinde bir kısıtlama yoktur ve Türkiye bu görüşlerin çeşitliliğinden gurur duymaktadır. Birçok diğer Müslüman ülke bu özgür platformdan yoksundur. Bazı Müslüman ülkelerde yalnızca bir düşünce ekolüne
destek mevcuttur ve karşı düşüncenin bastırılması bir devlet politikasıdır. Bu tip yerlerde İslam’ın farklı yorumlarını ifade etme özgürlüğü yoktur. Bu politika katı bir İslam anlayışını ve tek biçimliliği üretmektedir. Ve bu tip katı, sert hatlı yorumlama, ılımlılığı ve hoşgörüyü yok etmektedir. Dinin katı ve monolitik yorumlanması insanlara dikte edildiği takdirde, sonuçta bu fanatizme yol açabilir. Bu, bazı Müslüman ülkelerde gördüğümüz bir durumdur. Türkiye tüm görüşlere imkan vermesi bakımından büyük ölçüde farklılık arz eder. Bugün Müslümanlar demokratik kültür ve değerlerin İslam ile çelişmediğinin farkına varmalıdır. Müslüman dünyası Türkiye’nin bu alandaki başarılarına bakmalıdır. Müslüman alimler artık otoriter rejimleri ve baskıcı siyasi kültürleri desteklememelidir. Bu tarzdaki lider ve hükümetlere dini meşruiyet sağlamamalıdır. Ilımlılık aynı zamanda farklı dinlerin birlikteliğini kabulü de gerektirir. Türkiye çeşitli dini topluluk mensuplarının anayasa ile korunduğu ve Türk vatandaşı olarak görüldüğü sistemi ile bunun güzel bir örneğini sergilemektedir. Geçmişte, Osmanlı İmparatorluğu barış içinde bir arada yaşamanın benzer bir örneğini sergilemişti. Osmanlı hakimiyetinde kültürel farklılıklar, diğer kültürlere karşı hoşgörü ve tanıma politikaları ile geliştirilmişti. Müslümanların da bugün bu politikayı sürdürmemeleri için hiçbir neden yoktur. Müslüman alimlerin, İslam’ın Müslüman toplumlarda farklı din ve dini grupların varlığına karşı olmadığı fikrini geliştirmeleri gerekmektedir. Müslüman olmayanlar üzerinde İslamlaştırma ya da zorla değiştirme baskısı kurulmamalıdır. İslam, herkesin kendi dininin gereklerini yerine getirmesi düşüncesini tamamen desteklemektedir. Benzer bir şekilde, Batı dünyası da Müslümanları ya da diğer dini toplulukları Hıristiyanlaştırma politikaları izlememeli ; bu politikayı sürdüren kiliseleri desteklememelidir. Sosyal ve/veya ekonomik olumsuzluklar ve zor yaşam koşulları din değiştirme için araç olarak kullanılmamalıdır. Ilımlık ve aşırılık arasındaki temel farklılığın, aslında ılımlı düşünceyle ilişikli olan, tolerans olduğunu vurgulamak isterim. Yani ılımlılık “öteki”ne hoşgörü gösterir: aşırılıkta ise “öteki” için yer yoktur. Aşırı ya da karşıt fikirlere hoşgörü gösteremezseniz, ılımlılık, ılımlılık adına farklı bir şekildeki aşırılık haline gelecektir. Bugün, bizler sadece halihazırdaki İslam ya da diğer dinlere ilişkin anlayışımızı değil; siyaset, refah, insan hakları, cinsiyetler arasında eşitlik, küreselleşme, uluslararası ilişkiler, savaş ve çatışma da dahil olmak üzere bütün olarak hayata yaklaşımımızı ılımlılaştırmalıyız.