Üzeyir Lokman ÇAYCI : GÜÇ GÖSTERİSİ
4 pages
Turkish

Üzeyir Lokman ÇAYCI : GÜÇ GÖSTERİSİ

-

Le téléchargement nécessite un accès à la bibliothèque YouScribe
Tout savoir sur nos offres

Description

GÜÇ GÖSTERİSİ Üzeyir Lokman ÇAYCI Ata Ülkesi’nin şanına, yeraltı ve yerüstü varlıklarına göz diken düşmanlar ne yapıp, ne edip İslâm’ı türbana indirgeyecek kadar maharetli olan Kral Kut’u ülkenin başına getirmeye karar vermişler. Kral Kut’u alaverelerle, dalaverelerle, «demokrasi, insan hakları, halk iradesi» propagandalarıyla Ata Ülke’sinin başına musallat etmişler. Kral Kut,bir sabah yardımcısı Yavşak’a: «Her bir polisin devriye gezdiği yerlere korkuluklar koyun. Korkulukları silahlandırın. » demiş. O sırada arka tarafta yanındakinin kulağına bir şeyler fısıldayan kişiyi de derhal huzuruna çağırmış: «Sen… sen buraya gel bakayım ?» Orta yaşlarda üstünde eski elbiseler bulunan bir adam : «Efendimiz, beni mi çağırıyorsunuz ?» demiş. Kral Kut : « Evet! Evet seni çağırıyorum!» Koşar adımlarla Kral Kut’un huzuruna gelen Rom : «Buyurun efendim, emirleriniz başımın üstünde!» Kral Kut : « Biraz evvel yanındakilere ne dedin?» Rom : « Efendim, Kralımız çok zeki... Ülkemizin, bekası ve iyiliği için bulunmaz bir cevher! Kıymetli bir şahsiyet! Değeri ölçülemeyecek bir hazine...» dedim! Kral Kut : “Bravo evladım! Şu andan itibaren seni kendime danışman olarak tayin ediyorum! Tamam mı?” demiş. Hayatında hiç kimseden böyle bir teklif almamışolan Rom, renkten renge girmiş.. Kendi kendine : «Ulan Rom başına devlet kuşu kondu... Bundan sonra sırtın yere gelmeyecek!» demiş.Yutkunmuş... Sonra cılız bir sesle Kral Kut’a : « Tamam efendim» demiş.

Sujets

Informations

Publié par
Publié le 12 décembre 2016
Nombre de lectures 16
Langue Turkish
GÜÇ GÖSTERİSİ
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Ata Ülkesi’nin şanına, yeraltı ve yerüstü varlıklarına göz diken düşmanlar ne yapıp, ne edip İslâm’ı türbana indirgeyecek kadar maharetli olan Kral Kut’u ülkenin başına getirmeye karar vermişler. Kral Kut’u alaverelerle, dalaverelerle, «demokrasi, insan hakları, halk iradesi» propagandalarıyla Ata Ülke’sinin başına musallat etmişler.
Kral Kut, bir sabah yardımcısı Yavşak’a : «Her bir polisin devriye gezdiği yerlere korkuluklar koyun. Korkulukları silahlandırın. » demiş. O sırada arka tarafta yanındakinin kulağına bir şeyler fısıldayan kişiyi de derhal huzuruna çağırmış: «Sen… sen buraya gel bakayım ?» Orta yaşlarda üstünde eski elbiseler bulunan bir adam : «Efendimiz, beni mi çağırıyorsunuz ?» demiş. Kral Kut : « Evet! Evet seni çağırıyorum!»
Koşar adımlarla Kral Kut’un huzuruna gelen Rom : «Buyurun efendim, emirleriniz başımın üstünde!» Kral Kut : « Biraz evvel yanındakilere ne dedin?» Rom : « Efendim, Kralımız çok zeki... Ülkemizin, bekası ve iyiliği için bulunmaz bir cevher! Kıymetli bir şahsiyet! Değeri ölçülemeyecek bir hazine...» dedim! Kral Kut : “Bravo evladım! Şu andan itibaren seni kendime danışman olarak tayin ediyorum! Tamam mı?” demiş.
Hayatında hiç kimseden böyle bir teklif almamış olan Rom, renkten renge girmiş.. Kendi kendine : «Ulan Rom başına devlet kuşu kondu... Bundan sonra sırtın yere gelmeyecek!» demiş. Yutkunmuş... Sonra cılız bir sesle Kral Kut’a : « Tamam efendim» demiş.
Kral Kut Rom’a şatosunda çalışma odası vermiş. Altın ve gümüş iplerle dokunan elbiseler giydirmiş. Şatonun bahçesinin bir köşesinde bulunan hanımı ve çocuklarının kalabilecekleri bir köşkü de ona sunmuş.
Birgün Kral Kut, Rom’u şatosuna çağırmış. Ona : “Rom, ben seninle konuştuğum zaman rahatlıyorum. Bazı düşüncelerim var... Yani senin takip edeceğin bir konu bu! Önce halk içinden bilgili üç kişi seç. Bunları benim huzuruma getir. Onların benim düşüncelerimi nasıl karşılayacaklarını öğrenelim. “demiş. Rom, zaman geçirmeden bilgileriyle, tecrübeleriyle dikkatleri çeken üç kişiyi şatoya getirmiş.. Kral Kut onlara : «Benden hiç baskı görmeyeceğinizi düşünerek fikirlerinizi söyleyin...Örneğin ben ülkemizdeki bütün hindilerin şehir meydanına getirilmesini istiyorum. » demiş. Gelenlerden Tof : « Efendim, hindilere hitap etmek istiyorsanız, onlar insan sesinden hiç etkilenmezler. Hindi gibi gelirler, sizi bir hindi olarak dinlerler, hindi olarak da giderler!» Kral Kut : «İyi ya... Hiç olmazsa bana tepki göstermezler... Beni eleştirmezler! Yerden yere vurmazlar! İkinci kişi olan Hop da : « Tof’un açıklamalarına ben de aynen katılıyorum. Bir başka durum da ülkemizdeki hindilerin getirilmesi ve götürülmesi esnalarında telef olabileceklerini göz önünde bulundurmanız lazım!» demiş. Kral Kut : Sahipleri hindilerini korusunlar! Bu benim problemim değil; halkın sorunu! Üçüncü kişi olan Fos da : “Tof ve Hop’un açıklamalarına ben de aynen katılıyorum. İsteğinize bir başka açıdan bakarsak bir başka sorun ortaya çıkabilir. Yani ülkemizde devletimizin başında bulunan tek saygın kişi sizsiniz. Halk sizin için Kral Kut aklını yitirmiş, insanlar dururken, hindilerle muhatap oluyor! diyebilirler.” demiş.
Kral Kut, muhafızlarını çağırmış.. Onlara : “Benim makamımda, saltanatımda gözü olanlara, bu hainlere fırsat vermeyin... Benim için liyakat, bilgi, tecrübe, ihlâs ve inanç önemli değil! Kim vatan derse tutuklayın... Kim ecdat derse günlerce yargılayın... Kim bayrak, din, adalet derse lüzumsuz suçlamalarla, sahte evraklarla, iftiralarla anasını ağlatın! Okulları öğretmensiz, hastaneleri doktorsuz, camileri imamsız, çeşmeleri susuz, şehirleri, köyleri elektriksiz, yolsuz, trensiz, çayları, dereleri, nehirleri köprüsüz, öğretmenleri, öğrencileri şaşkın ve bilgisiz, halkı ormansız, aşsız, işsiz ve fabrikasız bırakın. Ben memlekette akıllı insan istemiyorum... Hepsini bir şekilde etkisizleştirin... Bön bön bakar hale getirin... Ahmaklaştırın, hasta edin, yatağa düşürün... Ölümlerine sebep olun... Bütün dünya benim gücümü görsün! Bana ve yandaşlarıma barış ödülleri versinler... Nobel’e aday göstersinler! Benim varlığımı herkes kabul etsin! Tamam mı?” demiş.
Kral Kut’un dedikleri tek tek yapılmış.... Fabrikalar satılmış.. Vatanseverler, ilim adamları, subaylar suçsuz günahsız hapishanelere atılmış.... Millet iyice fakirleştirilmiş., her şeye zam yapılmış.... Analar, babalar, yaşlılar ve hastalar sokaklara atılmış.... İnsaf, ölçü, aile bağları, vebal, sadakat gibi unsurlar ortadan kaldırılmış.. Suya zehir, bala sidik katılmış.... kirli, lağım suları şişelere konularak satılmış.... Her şeye evet diyen, bel bel bakan; zulme alkış tutan, koltuk, makam ve para için ağabeylerini ve ablalarını satan, geçmişlerini, kendilerine yapılan iyilikleri ya da fedakârlıkları bir çırpıda unutan koyun sürüsü gibi topluluklar oluşturulmuş.... Teröristlere «kahraman», kahramanlara «terörist» isimleri takılmış.. Kral Kut’un zaaflarından, koltuk ve para düşkünlüğünden faydalanan dış güçler ve emperyalist sülükler ülkenin bütün zenginliklerini ülkelerine taşımışlar. Memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş. Bütün orduları dağıtılmış. Ülkenin tersanelerini, limanlarını çeşitli entrikalarla, hilelerle oyunlarla birer birer ellerine geçirmişler.
Ajanlar ülkenin birçok yerinde üstler ve karargâhlar kurmuşlar. Trafik, helikopter, uçak ve tren kazası süsleriyle ülkenin akıllı, çalışkan, dürüst, kahraman ve vatansever insanları birer birer ortadan kaldırılmış. Onlar için sahte gözyaşları dökülmüş, göstermelik ve görkemli cenaze törenleri düzenlenmiş. Devletin ünlü kurumlarındaki salonlara, işlek caddelere isimleri verilmiş. İhaneti, gafleti ve dalaleti gizleyecek yazılar yazılmış, kitaplar basılmış. Borçlanan halk, çek ve kredi kartı mağduru olarak icra memurlarıyla karşı karşıya bırakılmış. Cinayetler normal hadiseler gibi geçiştirilmeye başlanmış. Elli felli hakimler, savcılar, üniversite yöneticileri, adalet ve hukuk kurumlarının elemanları devletin, milletin, ülkenin ve yasaların değil, haysiyetlerini ayaklar altına alarak Kral Kut’un emrinde görev yapmayı, anayasayı ihlâl etmeyi kendilerine birer görev sayar hale gelmişler ya da getirilmişler. Ortada salakvarî dolaşan vatansever kılıklı şaşkınlar, toplumu bölerek, parçalayarak, ikileştirerek, üçleştirerek, gerçekleri yazanlara, doğruları konuşanlara, milliyetçilere, inanç abidelerine ağıza alınmayacak hakaretlerde ve iftiralarda bulunarak Kral Kut’un ve emperyalistlerin ekmeklerine yağ sürmüşler. Ata Ülkesi’nde insanlar önce camilerini, sonra dinlerini, sonra da ülkelerini kaybetmişler. Amaçlarına ulaşıncaya kadar kullandıktan sonra Kral Kut’u, yandaşlarını, bunların devlet imkanlarıyla zenginleşen çocuklarını Ata Ülkesi’nin başına musallat edenler «sizin kendi ülkenize faydanız olmadı ki bize olsun» diyerek değişik şekillerde birer birer ortadan kaldırılmışlar. Ata Ülkesi’ne çöreklenenler karşısında daha önce esip kükreyenlerin ortada ne sesleri, ne de isimleri kalmış! Tarih ve kültür imha edilmiş. Kitaplar yakılmış.. Camiler, minareler, okullar ve kütüphaneler yıkılmış... Türbeler, anıtlar, mezarlar ve mezarlıklar ortadan kaldırılmış! Küçük çocuklar ve genç kızlar emperyalist ülkelere kaçırılmışlar, analar ve babalar fırınlarda ve tandırlarda yakılmış. Yandaş gazeteler ve televizyonlar ele geçirilerek kuşatılmış, gazeteciler ve yazarlar hapishanelere atılmış.
Ankara, 10.11.2010
¤
http://www.belhaber.be/guc-gosterisi-uzeyir-lokman-cayci-yaziyor.html
¤
https://sorican66.wordpress.com/ https://plus.google.com/u/0/115995406553239989413